KÖK Araştırmalar

KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Dergisi

Cilt III, Sayı 1, (Bahar 2001), ss. 203-209


Balkan Gelişmeleri: Makedonya Sorunu

M. Cihat Özönder

[Prof.Dr., Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyolojiş Bölümü Öğretim Üyesi, KÖKSAV Başkanı; Sosyoloji, Türk Sosyo-kültür yapısı, ozonder@koksav.org.tr]

[Özet]

Balkan yarımadası, bir coğrafya parçası olarak adını dahi Türkçeden almış, Türk kültürüne tarih boyunca beşik olmuş, Türk, Slav ve Germen kültürlerinin dönem dönem hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuş, dünyanın hem en güzel, hem de en hassas bölgesidir.

Balkan tarihi bilinen Türk tarihi kadar eskidir ve Hunlardan itibaren çeşitli Kıpçak Türk boylarının yanı sıra Oğuz Türk boylarının da değişik zaman dilimlerinde bölgeye yerleşmeleri ve kültür katmanları oluşturmaları ile belirlenmiş bir tarihtir. Hun, Bulgar (=Belgur=Beşogur), Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak, Oğuz-Türkmen boyları hemen sayılacak isimlerdir.

Bunun yanı sıra Balkanlarda otokton halkların bulunmadığı da bilimsel araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Yunanlıların ataları sayılan birbirinden tamamen farklı Dor, Aka, İyon, Frig, Trak, Miken gibi kavimlerin de değişik zaman dilimlerinde Mora Yarımadasına geldikleri, buradan Girit ve diğer Ege adalarına yerleştikleri bugün bilinmektedir. Diğer bir Balkan halkı olan Arnavutların (Alban) kavimler göçü sırasında Kafkasya'dan bölgeye göç ederek yerleştikleri tezi genelde kabul edilmektedir. Slavlar ve Slavların türevi sayılan Sırp, Hırvat, Sloven, Boşnak, Karadağlı gibi halklar da bölgeye kuzeyden, Moskova ve civarındaki ormanlık, bataklık bölgelerden göç ederek gelmiş ve yerleşmişlerdir. Romenler, Roma İmparatorluğu kalıntısı Latin kültür grubuna dâhil bir halktır. Bugünkü Bulgarlar ve Makedonlar ise Büyük Türk Bulgar Kağanlığının halklarının güneye, bugünkü Bulgaristan ve Makedonya'ya göç etmiş ve Slav kültürü ile karışarak ve kırılarak oluşmuş yeni birer halktırlar.

Günümüzde Balkan Yarımadası takriben 450 bin kilometre karelik bir alan kaplamakta ve üzerinde 68 milyon kişi yaşamaktadır. Bu nüfusun yaklaşık 10 milyonu Türk ve/veya Müslümandır. Bu çerçevede Balkanların Türkiye için önemini birkaç madde ile şu şekilde özetlemek mümkündür:

·         Balkanlar jeostratejik açıdan Türkiye'nin Orta ve Batı Avrupa ile coğrafî bağını oluşturmaktadır.

·         Balkan gelişmeleri, Türkiye'nin Avrupa ile olan kara ulaşımının bölgeden geçmesi sebebiyle sosyal yönün yanı sıra ekonomik bakımdan da son derecede önemlidir.

·         Balkanlarda yaşayan 10 milyonu aşkın Türk veya Müslüman nüfus açısından Türkiye "ana vatan"'dır. Tarihî ve sosyolojik bağlarla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Balkan göçmenleri aracılığı ile bölge olayları Türkiye'nin hem iç hem de dış ilişkilerini her boyutta ilgilendirmektedir. Bu ilişki örgüsü Türkiye'nin siyasî yapısını da etkilemekte, bütün siyasî partiler en azından göçmen oylarını kendilerine çekebilmek için politika oluşturmak zorunda kalmaktadır. Balkan göçmeni Türk baskı grupları Türk politikasında, zannedilenden daha da güçlü ve etkilidir.

·         Türkiye'nin Balkanlarda etkili olması, ülke bütünlüğü ve güvenliği açısından da son derece önemlidir. Bölgede oluşturulmaya çalışılan ittifakların hemen hemen tamamı Türkiye'nin millî menfaatlerinin aleyhinde, küresel dengelerin yeniden tesisi yönündedir. Bu çerçeveden olmak üzere en önemli tehdit, Alman emperyalizminin Balkanlarda adım adım ilerlemesi olarak belirtilebilir. Alman nüfuz alanını genişletme çalışmaları, Balkanların sosyo-kültürel yapısı hakkında yeterli bilgi donanımına sahip olmayan ABD'nin menfaatlerine karşı da bir tehdidi oluşturmaktadır. Alman "Ostpolitik" uygulamalarının görülen somut kısmı, çaresiz kalan Slav-Rus kültürünü mecbur bırakarak Alman menfaatleri doğrultusunda hareket etmeye zorlamasında görülebilir. Bu politikaların Türkiye'deki uzantılarının iç politikada da etkili olduklarını söylemek pek mübalağalı olmayacaktır. Bu politikaların yansımaları dışarıda Yunan-Rus (Ortodoks) ittifakı şeklinde tezahür ederken, içeride de Türk-Yunan dostluğunun bazı iş çevreleri ve dernekleri aracılığı ile iç kamuoyunu etkileme, Patmos adasını, Sümela manastırını ziyaret etme gibi olaylarla kamuoyunu şartlandırma ve elde edilmiş kitle iletişim tekelleri aracılığı ile yönlendirme şekillerinde somutlaşmaktadır. Alman "Ostpolitik" uygulamaları, Ermeni devletini de Türkiye'nin doğusundan vuruş için kullanmak gayretinde olmakla beraber, bu planın tam manasıyla gerçekleştirilebileceğini söylemek pek mümkün değildir. Kendi yönetimlerinden kaynaklanan yanlışlar sonucu ekonomik sıkıntıya düşen  Ermenistan, açlıkla karşı karşıya olup nüfus açısından da boşalmaya başlamıştır. Öyle ki, "Nataşa"ların yerini, yavaş yavaş ve kaçak yollardan "Hayganuş"lar almaya başlamış, farklı ve çok yönlü olarak Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da önümüzdeki günlerde sosyal, ahlâkî, kültürel problemlerin kaynağını teşkil edecek dereceye ulaşmıştır. "Ostpolitik" tarafından yapılan yanlış değerlendirmeler sonucu "Ermenisiz Ermenistan" çok kısa bir süre içinde gerçekleşecek gibi görünmektedir.

·         Bütün bu gelişmelerin ışığında Türkiye'nin millî menfaatlerinin, öncelikle Balkanlarda, ABD ile Rusya Federasyonu arasında bir köprü ve doğru bilgi alışverişinden geçtiğinin Türk dış politikasında temel varsayım olarak algılanması ve bu doğrultuda politikalar üretilmesinin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu gerçeklere rağmen, şu anda Balkanlarda Türk millî menfaatleri karşısında oluşturulmuş bulunan Alman kaynaklı politikaların bozulması için Dışişleri Bakanına rağmen, kendiliğinden oluşan bir imkân mevcuttur. Bu imkân, günümüzde meydana gelen olaylar sonucu Makedonya Cumhuriyeti'nin içine düşürüldüğü durumun çözümünden geçmektedir.

Makedonya Cumhuriyeti'nin sosyo-kültürel yapısının doğru bir analizi, bu konuda nelerin yapılabileceği konusunda gerçekçi politikaların oluşturulmasına ışık tutacaktır.

Bu konunun Türk kamuoyu tarafından daha doğru algılanabilmesi için öncelikle Makedonya'daki Arnavut tarihinin 3 Sırp ve 1 Katolik Arnavut tarafından yazılmış olan kitabına göz atmak yeterlidir; söz konusu eser olumsuzlukların kaynağını ortaya koyabilmede tanıklık edecek değerde bir eserdir:

"Makedonlar ve Arnavutlar birbirleriyle dostça, kardeşçe yaşayan, ad yapmış iki kavimdir. Arnavut ve Makedon tarihleri, Arnavutların ve Makedonların iyi günde, kötü günde omuz omuza verip, birbirlerine destek olduklarını yazmaktadır. Ne Makedon'un ne de Arnavut'un komşu topraklarda gözü vardır (Büyük Makedonya ve Büyük Arnavutluk haritaları elimizde mevcuttur; M.C.Ö.). Yunan Makedon'un toprağını elinden kapıp, kendi ideallerini gerçekleştirmek isterken, Arnavut'un hiçbir zaman böyle ideali yoktur. Makedonya'nın bir bölümünün kendisine ait olduğunu hiçbir zaman düşünmemiştir. Makedonların ve Arnavutların kardeşçe yaşamaları, Balkan Yarımadasının Türkler tarafından işgaline kadar sürmüş, Arnavutlar Türklere boyun eğmiş, İslâm dinini kabul etmiş ve Makedonlara düşman olmuşlardır. Bundan sonra Makedon ve Müslüman Arnavutlar arasında o kardeşçe ilişkiler kin ve nefrete dönüşüyor. Eğer Türklerin önünde boyun eğmeyip dini (İslâmiyeti kastediyor, M.C.Ö.) kabul etmeselerdi, kardeşçe işgalci Türklere karşı savaşarak, İmparatorluğu kökünden sarsardık. Bugün Arnavutluk ve Makedonya coğrafî konumu itibariyle ikinci bir İsviçre olurdu" (Makrov, Naumovska 1998: 63-65).

Yine aynı kaynakta yer alan diğer bir belgede ise bu durumun tam tersi bir yaklaşımı görüyoruz. Ethem adındaki bir Arnavut'un 1898 yılında Arnavutlara yaptığı çağrı şöyle:

"Arnavut kardeşler, etrafınıza bakın, nasıl sefil durumda olduğumuzu görün! Kendinize gelin! Balkan Yarımadasının en eski ve en yiğit kavmi biziz. Şimdi ne olduk? Bütün komşulardan en geri biz kaldık. Yunan bize gülüyor, Bulgar bize gülüyor, Sırp bize gülüyor. Onlar Balkan Yarımadasında onurlu bir şekilde yaşıyorlar. Çünkü Türklerin önünde boyun eğmediler. Memleketinize borcunuzu ödemek istiyorsanız, kendi kendinizi seviyorsanız, Arnavut milletine, gelecek nesilleri kaybetmemek için geç olmadan el ele verip, din farkı gözetmeden, Makedonya sorunu çözümlenmeden kendinize sahip çıkın!" (Makrov, Naumovska 1998: 69).

Bunun gibi çelişkili fikirler ve eylemler, Makedonya'yı meydana getiren Makedon, Arnavut, Sırp, Ulah gibi etnik grupların hemen hepsinin bir diğerine bakışında temel teşkil eden milliyetçilik ve etnosentrizmin tezahürleridir. Dönem dönem din unsuru da ön plana çıkmakla beraber, yukarıda, Ethem'in çağrısında olduğu gibi, soy kavramı daha ağırlık kazanmaktadır. Makedonya'daki hemen hemen bütün milliyetlerin birbirilerine bakışlarında kalıp yargıların ve daha da önemlisi önyargıların ağırlıklı olarak günümüz politik çözümsüzlüklerinin kaynağı olduğu bilinmektedir. Bilhassa Osmanlı yönetiminden sonra bu olumsuzluklar artmış, bölgede dengeyi sağlayan Türk nüfus, 1950'lerde hızlanan bir göç dalgası ile Türkiye'ye iltica veya serbest göç yolu ile geldikten sonra Türklerin azınlık durumuna düşmesi, Makedonya'nın diğer milliyetleri arasındaki düşmanlık duygularının artması ile sonuçlanmıştır.

Makedonya Cumhuriyeti, 8 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını ilân etmiş ve ilk olarak Türkiye tarafından tanınmıştır. Bu bağımsızlığa Yunanistan büyük tepki göstermiş, Makedonların Slavlaştırılmış Yunanlılar olduklarını dahi iddia etmişlerdir. Bulgaristan, Makedonya'yı ikinci olarak tanıyan ülke olmakla birlikte Makedon adında bir milleti tanımadığını, Makedonların aslında Bulgar olduklarını iddia etmiştir.

20 Haziran 1994 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre, Makedonya'da 1.288.330 Makedon'un yanı sıra 429.140 Arnavut (%22.99), 43.732 Türk (%2.3), 39.260 Rom (%2), 15.315 Sırp (%0.8), 8.467 Müslüman (%0.4), 22.607 Ulah (%1.1) yaşamaktadır. Bununla birlikte, sayım sırasında Türklerin büyük bir kısmının ya hiç sayılmadıkları veya Arnavut nüfus sayımı memurlarının baskısı ve yaptıkları tahrifat sonucu Arnavut nüfus içinde gösterildikleri gerçeği, uzun bir süre tartışma konusu olmuştur.

Makedonya'da sayıca en büyük etnik grup olarak kabul edilen Arnavutlar, genellikle Makedonya'nın batı kesiminde, Arnavutluk sınırı tarafında, kuzeybatıda Kosova sınırında, Üsküp ve Kumanova'nın yanı sıra Kalkandelen, Kırçova, Debre'de serpmeler hâlinde Makedonlar ve Türklerle içiçe yaşamaktadırlar.

Makedonya'daki Türk nüfusunun tarihî seyri ise şu şekildedir. Makedonya'da 1884 yılında 95.940 Türk yaşamakta iken, 1953 yılında Türklerin sayısı 203.938 olarak kaydedilmiştir. 1961 yılında ise Türklerin sayısının 131.481'e düştüğü görülmüştür. Bu azalmanın en önemli sebebi Türkiye'ye olan göçtür. Bununla birlikte, Türklerin bir kısmının (27.086 kişi) kendilerini Arnavut olarak saydırmaları ile 32.392 Türk'ün ana dili olarak Makedoncayı seçmesi de bu azalmanın önemli faktörlerindendir. Bölgede yaşanan bir diğer karışıklık da Türkiye'deki Menderes hükûmetlerinin aldığı yanlış bir kararla Türkiye'ye doğru olan göçün kontrolsüz bir şekilde gerçekleşmesi idi. Yugoslav kaynaklarına göre bu dönemde 80.000 Türk Türkiye'ye göz etmiş görünürken, Türkiye kaynaklarında bu rakam 150.000'e ulaşmaktadır. Bunun sebebi de Türkiye'ye göç etmek isteyen Müslüman Arnavutların kendilerini Türk makamlarına Türk olarak kabul ettirmelerinde yatmaktadır. Makedonya'da 1971 yılında yapılan nüfus sayımında 108.552 kişi Türk olarak sayılmış, fakat 1981'de bu rakam 86.691'e düşmüştür. Bu düşüşün sebebi ise, Türklerin kendilerini Müslüman, Arnavut veya Rom olarak kaydettirmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bu nüfus hareketlerinden de anlaşılacağı gibi eski Yugoslavya'da milliyetler meselesi büyük ölçüde Yugoslavya vatandaşlığı statüsüne bağlı bir şekilde çözülmüş olmakla birlikte, sadece Türklerin, kısmen de Arnavutların sistemli bir baskı altında tutuldukları ve çeşitli politikalarla göçe zorlandıkları açıktır.

Aslında Makedonya'nın eski ve yeni anayasaları, vatandaşlık kanunları, millî azınlıklar ve halkların kendi kültürel varlıklarını korumaları, geliştirmeleri açısından son derece geniş haklara sahiptir. Meselâ 1974 Anayasasında 177 ile 183. Maddeler milliyetlere (halklara), yani Türklere ve Arnavutlara geniş haklar tanımakta idi. Daha sonra 1991 Anayasında da fertlerin, vatandaşların yanı sıra milliyetlerin hakları, statüleri, etnik, kültürel, dinî benliklerinin korunması teminat altına alınmış idi. 1991 Snayasasının dibacesinde Türk ve Arnavutların yanı sıra Ulahlar ve Romlar da isim zikredilerek haklardan yararlanıyor idi.

Bütün bu hukukî alt yapıya rağmen, bugün Makedonyada meydana gelen olayların nereden kaynaklandığı sorusu akla gelebilir.

Aslında, Makedonya'daki Arnavut nüfusunun hızlı artışına paralel Arnavut milliyetçiliğinin gitgide daha aşırı ve saldırgan bir tutum alması 1981'de, Kosova'da düzenlenen büyük gösterilerle su yüzüne çıkmış, Makedonya Arnavutlarını da etkilemiştir. Daha sonra 1980-1991 yılları arasında Arnavutlara karşı eğitim alanında ana dili eğitimini uygulamalarla engelleme, milliyetçilik duygularını aşılayan halk türkülerinin yasaklanması, devlet memuriyetlerinden Arnavutların atılmaları, Batı Makedonya'da Makedonlara ait mal ve mülkün Arnavutlara satılmasının yasa ile engellenmesi, yeni doğan çocuklara millî nitelik taşıyan adların verilmesinin engellenmesi, 15 yaşına kadar çocukların dinî eğitim almalarının yasaklanması bugünkü çatışma zeminini hazırlayan uygulamalar olmuştur.

Makedonya'daki çatışmaların temelinde, Arnavutların "Büyük Arnavutluk" emellerinin bulunduğunu, bu emelin gerçekleşmesi için ilk basamağın Makedonya'nın "federal" bir yapıya geçmesi için uğraşmak olduğu artık belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Son Kalkandelen olaylarının başlangıcını 1980'lerde aramak gerekmektedir. O yıllarda, Kosova'da gösteriler başlamadan ve "Arnavut Sorunu" gündeme gelmeden önce, ilk gösteriler Kalkandelen'de başlatılmıştı. Kalkandelenli radikal görüşlü Arnavut aydınlarında "Büyük Anavutluk" ideali daha o yıllarda şekillenmiş, planlanmaya başlanmıştı. Son Kalkandelen olayları, gerçekte Kosova'nın Sırbistan'dan kopartılması sürecinin bir şekilde devamı olarak değerlendirilmelidir. Şoven ve ayrılıkçı Arnavutlar, Kosova gelişmelerini de fırsat bilerek dünya kamuoyunun ilgisini üzerlerine çekmek amacıyla silâhlı olaylar başlatmışlardır. Amaçları, Makedonya'nın toprak bütünlüğünü tartışılır bir duruma getirmek ve Makedon hükûmetini masa başına çekmekti. İlk adım olarak, hâlen yeni kurulmuş bulunan bir çeşit millî mutabakat hükûmetinin Anayasa değişikliklerine zorlanarak Makedonya'nın iki milliyetli (Makedon ve Arnavut) federal yapıya kavuşturulması istenmektedir. Daha doğrusu Arnavutların da Makedonya'da eşit statüde "kurucu millet" statüsü kazanmaları amacının gerçekleşmesi için bu olayları birinci basamak olarak görmektedirler. Bu durum, Makedon tarafı için kabul edilebilecek bir statü olarak değerlendirilmemektedir. Dünya standartlarında azınlıklara verilen tüm hakları vermeye hazır olan Makedon devleti, Makedonya'nın iki kurucu milletten oluşmasını kabul etmeyeceğini her platformda açıklamış durumda. Uluslar arası kuruluşlar da bu gelişmelere paralel, Arnavut teröristlerinin ayrılıkçı bir yaklaşım sergilediklerini, Makedonya'nın bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün tartışılmaması gerektiğini kabul ettiler ve vurguladılar. Bütün bu gelişmelere mukabil Makedonya'daki Arnavut siyasî partileri, Makedon hükûmetine ve parlamentosuna baskı yaparak Anayasanın değiştirilmemesi hâlinde silâhlı eylemlerin tekrar başlayacağı tehdidinde bulunmaktadır. Bu uzlaşmaz tutumun önümüzdeki zaman diliminde de devam etmesi kuvvetli bir ihtimaldir. Bu durum karşısında Makedonya sorunu, Makedonya hükûmetlerinin tek başlarına çözebileceği bir sorun olmaktan çıkarak uluslar arası güçlerin ve dengelerin gittikçe artan bir şekilde bölge ile ilgilenmelerine yol açacaktır. Bu ilginin izleri Alman basınında görünmeye başlamıştır. Üsküp'te Türkçe olarak yayınlanan Birlik gazetesinin 21 Nisan 2001 tarihli nüshasında Alman Frankfurter Rundschau gazetesinden yapılan bir tercümede Alman "Ostpolitik"inin teklifi yer almakta; bu teklifte, bütün Balkanların AB ile bütünleşmesinin istikrarı sağlayıcı bir çözüm olacağı belirtilmektedir.

Bütün bu gelişmelerin ışığında Makedonya Türklerinin durumu da özel bir yere sahiptir. Osmanlı Devleti zamanında geniş hoşgörü anlayışının birarada tuttuğu farklı milliyetler, din ve dil grupları, "Şark Meselesi" ile zayıflatılan merkezî otoritenin bölgede hakimiyetini kaybetmesi ile sonuçlandıktan sonra (Ortakovski 1998: 49-52) göç dalgaları Türkiye'ye yönelmiş, daha önce anlatılan tarihî şartlar ve mecburiyetler Makedonya'daki Türklerin nüfusça azalması ile sonuçlanmıştır. Makedonya'da Yugoslavya Federasyonu zamanında, Türklere verilen haklar, zaman içinde bir denge unsuru olarak Türklerin kullanılması amacı ile olmuştur. Gerçekten Kosova olayları sırasında aynı politikayı uygulayan Sırplar, Türkleri Arnavutların baskılarından son dakikaya kadar korumuşlar, bu bölgeye has özel politikalar uygulamışlardır. Makedonya'da da benzeri politikalar uygulanarak dönem dönem, Müslüman olmalarına rağmen Türklere yönelik baskı ve şiddet uygulayan, kendi çabaları ile Türkleri eritmeye çalışan Arnavutlar, Makedonlar tarafından engellenmiştir. Türkiye'de kamuoyunun Müslüman oldukları için "kardeş" ve "akraba" bir halk olarak görüldüğü sempati beslenen Makedonya Arnavutları, gerçekte bölgedeki Türklere, Kosovadaki uygulmalara benzer düşmanlık ve zulüm uygulamışlardır.

Bütün bu durum zaman zaman Makedonya Türklerinin siyasî alandaki ilk teşkilatı olan Türk Demokratik Birliği ve yeni adı ile Türk Demokratik Partisi (TDP) tarafından kınanmış, Arnavutlar ve Makedonlar arasındaki çatışmalarda herşeye rağmen taraf olunmayacağı belirtilerek her iki tarafın da Türkleri müzakere ortamından dışlama çabaları kınanmıştır (Türk Demokratik Partisi'nin 21 Mayıs 2001 tarihli Üsküp'te yayınlanan bildirisi). Aynı bildiride "özellikle Avrupa Birliği'nin Makedonya Türklerine karşı olan çifte standardı kesinlikle Avrupa demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz" ifadesi de yer almakta ve durum tenkit edilmektedir. Aynı bildiride yer alan 2 madde de şöyledir:

·         Önümüzdeki dönem Türkler için iki büyük imtihan sayılan nüfus sayımı ve seçimlerin başarılı geçmesi için millî mutabakatın en yüksek düzeyde sağlanması için yapılan faaliyetlere hız verilmesi,

·         TDP yapıcı politikasına ısrar edip ülkedeki sorunların diyalog vasıtasıyla çözüme ulaşabilmesi için Arnavut partilerinden ADP ve DRP ile resmî görüşme talebinde bulunulacaktır.

Diğer taraftan TDP yaptığı çeşitli açıklamalarla ülkedeki ekonomik eşitsizliklerin de giderilerek  bütün Makedonya vatandaşları arasında hukuken var olan fakat uygulamalarda tam olarak sağlanamayan güven ortamının tesisini de talep etmektedir.

Sonuç olarak hâlihazırda Makedonya'da ılımlı Makedonlar, Arnavutlar ve Türklere; ülkenin toprak bütünlüğü ilkesi çerçevesinde birleşerek, insan hakları ve bütün kültürlerin kendi varlıklarını geliştirerek koruyabilecekleri bir ortamın meydana getirilebilmesi için elele vermek görevi düşmektedir. Aksi takdirde son derecede hassaslaştırılmş ortam, şiddetli patlamalara yol açabilir, "Ostpolitik" uygulayıcılarına bölgeyi sömürgeleştirme imkânı verebilir, bölge halklarının hepsi bu sonuçtan zarar görebilir.

Kaynaklar

Birlik Gazetesi, 21 Nisan 2001, Üsküp, Makedonya

MAKOV, Boro, Katerina NAUMOVSKA, (1998). Zaedniştvo İli Potreba, Skopje, Macedonia

ORTAKOVSKİ, Vladimir, (1998). Minorities in the Balkans / Malçinstvata na Balkanot, Skopje, Macedonia: "2-ri Avgust S" - Štip.

Türk Demokratik Partisi Bildirisi, 21 Mayıs 2001, Üsküp, Makedonya.

 

ISSN 1302-292X

Telif Hakkı © 2001 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı


Telif Hakkı © 2001 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı

Hazırlanma tarihi 08.09.2001