Bulgaristan'da Türk Aydınlarının Gerekliliği

 

 
1989 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye 300 binden fazla insan göç etti. 1877 yılından günümüze kadar gelen süreçte, Balkanlardan Anadolu’ya göç hareketi değişiklik göstermiştir. Halkımız arasında “93 Harbi”  diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşları sonucunda, bölgedeki hakimiyetimizin gücünü yitirmesinin ardından, özellikle Tuna bölgesinde yaşayan Türk asıllı halk çeşitli nedenlerden dolayı, yüzyıllardır yaşadıkları toprakları bırakarak göç etmeye başlamışlardır. 

Osmanlı İmparatorluğu 18. ve 19. yüzyıllarda Tuna bölgesine birçok yatırım yapmıştır. Özellikle Mithat Paşa’nın bölge valiliği sırasında Tuna bölgesi büyük bir kalkınma hareketine sahne olmuştur. Modern okullar, karayolları, tarımın ıslahı gibi çalışmaların yanı sıra en önemlisi demiryolu yapımı Mithat Paşa döneminde Tuna vilayetini Osmanlı İmparatorluğunun en ileri ve gelişmiş bölgesi haline getirmiştir. Bölgedeki bu alt yapı yatırımları, burada yaşayan  halk üzerinde de etkili olmuş, açılan modern okullar ve eğitim kalitesi sonucunda halkın kültür seviyesi yükselmiştir. 

Tuna bölgesinde yapılan ıslahat hareketleri, bölgenin zenginleşmesini ve ilerlemesini arttırırken, bu durum burada yaşayan Türk halkının şansızlığı haline gelmiştir. Emperyalist güçler ve özellikle Rus Çarlığı bereketli topraklara sahip bu gelişmiş bölgeyi Türklerin elinden almak için her şeyi göze almışlardır. Durumdan vazife çıkaran Rus emperyalizmi Balkanlardaki Ortodoks mezhebine bağlı Hıristiyan Osmanlı vatandaşlarının hamisi sıfatıyla 1877 yılında Osmanlı İmparatorluğuna savaş açmış, Osmanlı devletinin içişlerindeki karışıklıktan faydalanarak ve Osmanlı ordu komutanlarının kısır çekişmeleri neticesinde savaşın galibi olmuştur. 

Batılı güçlerin desteğiyle kurulan Bulgar Prensliği kısa bir sürede topraklarını Osmanlı İmparatorluğu aleyhine genişletmiştir. Bulgar Prensliği topraklarını büyüterek krallık haline gelirken daha önceleri Osmanlı vatandaşı olan bölge halkları da Bulgaristan vatandaşı olmuşlardır. Bu gelişmeler sonunda Türkler, toplu halde Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamışlardır. Tuna bölgesinde her zaman çoğunluk olan Türk halkı büyük oranda göç etmesine rağmen bölgenin Türk ağırlıklı özelliği değişmemiştir. 100 yılı geçen süre zarfında Anadolu’ya doğru devam eden göçlerden sonra bile, bugün hala bölgenin en kalabalık etnik grubu Türklerdir. 

1877 yılından sonra Bulgaristan birbirinden farklı rejimlerle yönetilmiştir. Prenslik, krallık, faşist yönetimlerden sonra, 2. Dünya savaşının ardından elli yıla yakın süren sosyalist-komünist rejim Bulgaristan’a hakim olmuştur. Doğu bloğunun çözülmesi neticesinde de Bulgaristan çok partili parlamenter demokrasiye geçmiştir. Türkler Bulgaristan’ın peşi sıra değişen rejimlerinin hepsinde ihmal edilmiş ve ezilmişlerdir. Özellikle Sosyal Faşist Komünist idare sırasında Türkler açıkça asimile edilmeye çalışılmış, Türkler bu haksızlığa direnmiş ve bu olayın getirdiği sosyal bunalımların neticesinde 1989 yılında 300 bini aşan Türk zorunlu olarak Türkiye’ye göç etmiştir.  

Türklerin uzun süren bir yok ediliş operasyonundan, değerlerini koruyarak varlıklarını sürdürmesinin ardında yatan gerçek Osmanlı idaresi zamanında temelleri atılan eğitim sisteminin güçlü olmasıdır. Bulgarların her türlü engellemelerine rağmen Bulgaristan Türk azınlığı eğitim olayına önem vermiş, Bulgaristan Türkleri arasında aydın, kültürlü bir nesil yetişmiştir.  

Jivkov yönetimi Bulgaristan Türklerinin eğitim olanaklarını en alt düzeye indirmeye çalışmışsa da, her türlü zorluğu göze alan Türk köylüsü çocuklarını okutmak için fedakarlıktan kaçınmamıştır. Bulgaristan Türkleri arasından yetişen bu aydın insanlar, topluma öncülük etmiş, halkın direniş gücünü arttırmışlardır. Tabii ki, Bulgaristan Türk aydınlarının bu mücadelesi Sosyal Faşist Bulgar yönetiminin asla hoşuna gitmiyordu. Sudan sebeplerle birçok Türk aydını tutuklanmış, bazıları faili meçhul cinayetlerle yok edilmiştir. Jivkov yönetiminin uyguladığı baskı rejimi Türk aydınlarını yıldıramadı. Aksine daha da etkin mücadele etmelerine sebep oldu. 

1989 yılına gelindiğinde Bulgaristan’ın, Türklerin yaşadığı her bölgesinde asimilasyona karşı direniş kitleleşti. Türk toplumunun örgütlenmesinde aydın kesim; gazeteciler, yazarlar, öğretmenler, doktorlar ölümü göze alarak çalıştılar. Bulgar komünist idareciler aydınların Türk halkını bilinçlendirmelerinden rahatsızdılar. Bu nedenle, olayların büyümesinden ve bunun ardından Türkiye’nin sınır kapılarını açmasını fırsat bilen Jivkov yönetimi ilk olarak aydınları ülke dışına gitmeleri için zorlamaya başladı. 

Pasaport için daha önceleri zorluk çıkaran Bulgarlar, göçün başladığı ilk günlerde Bulgaristan Türk aydınlarına hemen pasaport vermeye başladılar. Türk aydınlarının bir an önce Bulgaristan’ı terk etmelerini istiyorlardı. Binlerce doktor,öğretmen bir iki gün içinde Türkiye’ye gönderildi. 

Bulgarlar Türk azınlığın aydın tabakasını ülke dışına çıkararak, Türklerin direnişini kırmayı hesaplamışlardı. Fakat doğu bloğundaki gelişmeler Bulgar oyununu bozdu. Komünist idare devrildi. Bulgaristan çok partili sisteme geçti. 

Bulgaristan’da birçok parti kurulmaya başlandı. Türkler de Hak ve Özgürlükler Hareketi adında bir siyasi teşkilat kurdular. Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin partileşme süreci sırasında en büyük eksiklik olarak aydın Türk tabakasının olmadığı görüldü. Bulgarların göç sırasında gönderdiği Türk aydınlarının olmaması büyük sıkıntılar doğurdu. Buna rağmen Ahmet Doğan önderliğindeki Türkler Hak ve Özgürlükler Hareketi’ni yavaş yavaş güçlendirerek Bulgaristan’da önemli bir siyasi aktör haline getirdiler. 

Hak ve Özgürlükler Hareketi kuruluşundan kısa bir süre sonra katıldığı seçimlerde Türk oyları sayesinde Bulgar meclisinde sandalye sahibi oldu. Sonraki seçimlerde daha da güçlenerek hükümet ortağı haline geldi. 10 yılı aşkın bir süredir Hak ve Özgürlükler Hareketi Bulgaristan’da hükümetlerin vazgeçilmez bir ortağıdır. 

Siyasette söz sahibi olan Türkler ne yazık ki hala haklarını tam olarak alamamışlardır. Eğitimde ve gelir dağılımında Türk azınlık istenilen düzeyde değildir. En önemlisi Türk aydınlarının 1989 yılındaki göçün neticesinde uğradıkları büyük kan kaybı tekrar geriye kazandırılamamıştır. Türk toplumunun itici gücü olan Türk aydınları eskiye nazaran azdır. 
Asırlarca dünya Türklüğüne değerler kazandırmış Bulgaristan Türklerinin arasından son yıllarda önemli bir isim çıkmamıştır. Bunun sebeplerini araştırmamız gerekir. Bulgaristan Türkleri arasında yeni bir aydınlanma süreci başlamalıdır. Bu işte en büyük sorumluluk Hak ve Özgürlükler Hareketi liderlerine ve Türkiye’de kurulu bulunan Balkan kökenli derneklere düşmektedir. 

Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleştiği bugünkü evrede Türk azınlığının sesi olabilecek aydın kadrosunun gerekliliği eskisine oranla daha fazladır. Küresel güçlerin hedefinde olan Türk azınlık her yönden kuşatma altındadır. Bu kuşatmayı yaracak olan kişiler de aydın kafalı insanlardır. Bulgaristan’da eskisi gibi açıkça baskı uygulayan bir rejim yoktur. Fakat unutulmamalıdır ki Bulgarlar hangi rejim altında olursa olsun eski alışkanlıklarını bırakmak istememişlerdir. Prenslik, krallık, faşizm, komünizm... Sistem ne olursa olsun Bulgar yönetimi ülkesindeki azınlıkları baskı altında tutarak, onları eritme, yok etme politikasından taviz vermemiştir. 

Ünal METİN
umetin@vatansever.biz

 

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman