"Büyük ve köklü, ulu bir ağacın dallarıyız;vatanımıza sevdalıyız."

  
 

Sosyal Medyadan Derneğimize Gelen Bir Mesaj::
"Son arzum ve hayalim var bu dünyadan göç ettiğimde Türk Bayrağına sarılı bir tabutta ve halkımın omuzlarında uğurlanmak. Şehitlerimizin ve gazilerimizin unutulmaması ve adlarının Türkiye ve Bulgaristan'daki eserlere verilmesi."

 
  
03.05.2017
 

Merhaba Kardeşlerim,

Öncelikle belirteyim ki burada anlattıklarımdan hiç bir beklenti içinde değilim.Bu hayatta artık tek bir arzum ve hayalim var bu dünyadan göç ettiğimde Türk Bayrağına sarılı bir tabutta ve halkımın omuzlarında uğurlanmak.

1981 senesinde ben, Halil İbrahim Yağcı,Mümin Efendioğlu ( Ömer'in abisi) çalışmaları başlattık. Bakanlar kurulundan çıkan isimlerin değişmesi kararını Türkiye'ye defalarca bildirdik ve her defasında korkmayın Türk Devleti sizin yanınızdadır sözünü aldık.

Bu çalışmamız 1984 isimlerin değişme dönemine kadar sürdü.1984 Aralık ayında isim değişme döneminde Benkovski'de halkı ayaklanmaya ve direnişe teşvik ettik. Bu sebepten dolayı şehitlerimiz ve gazilerimiz oldu.

1985 senesinin başlarında Halil İbrahim Yağcı ve Mümin Efendioğlu tutuklanıp Belene ye götürüldü. Tek başıma kaldığımdan dolayı böyle bir oluşumu arkadaşım Ömer Efendioğlu'na anlattım.Ömer ile birlikte bu çalışmaya devam kararı aldık. sivil bir örgütlenmeye gittik. Örgüt hücre sistemi içinde kuruldu. Ömer'in grubunu ben tanımıyordum benim grubumu ise Ömer tanımıyordu. Türkiye ile bağlantımız vardı.

Benim bağlantım olduğu için kimi şeyleri benden başkası bilmiyord. Hatta Ömer ile dahi paylaşmadım. Çünkü Ömer çok ateşli ve celalliydi ( Onu çok defa uyarmama rağmen onun bu hırsı ilerleyen zaman da yakalanmamızın sebeplerinden biri oldu.)

Diğer iki bağlantı Ömer 'in kurduğu özel bağlantılarıydı. Merkez olarak 9 kişiydik: Ben ,Ömer,İsmail Abi,Fikret,Ressam Yusuf,Muhammet, diğer iki kişi Ömer'in bağlantıları olan Süleyman ve Yusuf.

O ikisi beni tanımıyorlardı. Merkezin dışında kimse birbirini tanımıyordu. Sistemli çalışmalarımız neticesinde Ömer ile benim gruplarımız dışında Burgaz grubu,Razgrad grubu,Asenovgrad grubu oluştu. Hedefimiz bütün Bulgaristan'ı kapsayan bir örgütlenme oluşturmaktı.

Ömer ile birlikte tüm Bulgaristan' kendi imkanlarımızla dolaştık ve gönüllüler aradık. Çalışmalarımızı  aldığımız talimatlar doğrultusunda devam ettirdik. Talimatlar "örgütlenme" ve "koordine" ağırlıklıydı. Bu kapsamda elimizden geleni yapmaya çalıştık. Ayrıntılara girmiyorum bir gün yüz yüze gelirsek daha kapsamlı kendi yaptıklarımı anlatırım inşallah.

Çalışmalarımız neticesinde 1986 mart ayında benim grubum hariç diğer bütün gruplar ve merkez tutuklandı Çünkü ele veren Süleyman beni tanımıyordu , benim yerime başka bir arkadaşım tutuklandı. Sorgular neticesinde benim olduğum anlaşıldı arkadaşım serbest bırakıldı diğerlerinden 4 gün sonra ben ve Ressam Yusuf tutuklandık. Toplam 40 kişiydik Ömer'in grubu tutuklandığı için Ömer lider olarak gösterildi ve tutanaklara böyle geçti ve karakter olarak ta gerçek bir liderdi.

Sorgumuz ağır işkence altında 5 ay sürdü. Gizli Servisin zindanlarından Sofya cezaevine nakledildik. Ağır ceza salonunda mahkemeye çıkmayı bekledik.  İşkenceler burada da sürdü. Mahkememiz 33 gün sürdü. 40 kişi yargılandık  9 kişi ağır cezalar aldık,diğerleri sürgün cezasına çarptırıldılar.

Mahkeme kararını beklediğimiz süreçte kardeşim Ömer hücresinden çıkarılıp işkence edilerek 18.2.1987 tarihinde idam edilerek ŞEHİT EDİLDİ ve böylece bizlere komitacı Vasil Levski 'nin ölüm tarihinde, Osmanlıdan intikamını aldık demiş oldular.

Bugün şehit ve gazilerimizin isimlerinin Türkiye ve Bulgaristan'da park,sokak veya başka tesislere verilmiş olmasını çok isterdim. Özellikle Ömer Efendioğlu'nun adının bir tesise verilmemiş olmasını büyük bir kusur olarak görüyorum. İşkence ile şehit edilen bu kardeşimiz unutulmamalıydı. Hiçbir şehidimiz ve gazimiz unutulmamalıydı.

Bana gelince bütün yaptıklarımdan Türk Devleti haberdardı. Buna rağmen anavatanıma göç ettiğimde menfaat peşine düşmedim.

Müsaade ederseniz şu ayrıntıya gireyim,bu konuda tanıklarımda var.

İlk geldiğim günlerde o zamanın Türkiye Cumhuriyeti bakanlarından Hayri Kozakcıoğlu benim bulunmamı ve bana göçmen konutlarından daire verilmesini söylemiş.

Vazifelendirdiği kişi H.A. (... elemanı) ve R.A. o zamanın  dernek yöneticisiydi.Evime ziyarete geldiler bakanın görevlendirdiği kişi selamını getirdi,acilen muhacir kağıdını çıkarmamı bana ücretsiz daire verileceğini söyledi ve iş imkanı sundu.

Benim cevabım: "Bunu siz söylememiş bende duymamış olayım ,ben halkımın önüne geçemem. Yaptıklarım için bedel alamam,ne yaptıysam halkım ve bayrağım için yaptım. İstanbul'u verseniz bu gururumu değişmem" dedim.

Bakanın göndermiş olduğu kişi yanındaki kişiye "Bu arkadaş ya hapiste kafayı üşütmüş, ya da aşırı miliyetçi" dedi.

Her gün kapımıza hiç bir şey yapmadıkları halde yüzlerce kişi geliyor iş ve yardım istiyor dedi.

Bu zamana kadar hiç devlet kapısına gitmedim,arsa verdiler almadım,öncelik tanındı daire verdiler almadım. Bu sebeplerden dolayı çocuklarımla kötü oldum,dışlandım,köprü altlarında yattım.

İşin özü hala "ailemden ve halkımdan göremediğim saygı içimi acıtıyor". Ne diyelim ? Allah bilsin yeter.

"Son arzum ve hayalim var bu dünyadan göç ettiğimde Türk Bayrağına sarılı bir tabutta ve halkımın omuzlarında uğurlanmak. Şehitlerimizin ve gazilerimizin unutulmaması ve adlarının Türkiye ve Bulgaristan'daki eserlere verilmesi."

Mehmet Ayyıldız

 

Facebook'ta Paylaşın

 

 
Resim: Mehmet Ayyıldız

 
  
 

Bal-Göç web sitesi tasarımı ve güncelleme : Erdinç Kahraman