Sizlerden Gelenler:
GELENEKLERİMİZ- DOĞU RODOPLARDA DÜĞÜNE DAVET ŞEKLİ

 

 

 

Koca geçenlerde dostlardan biri elime bir düğün davetiyesi sıkıştırdı. Baktım oğlunu evlendiriyor. Biraz konuştuktan sonra ayrıldık. Başı gaileli adamın. Bir sürü irili ufaklı insan ağırlayacak. Ne de olsa tatlı bela…
Yalnız kalınca davetiyeye kaydı gözüm. Cicili bicili. Genç evlilerin adları,düğün günü,yeri ,yazılı. Bunu böyle görünce koca geçmişteki bizim Ardino (Eğridere) yöresinde yapılan düğün davetleri geldi akılma. Bir ki gün hep tırmaladı dimağımı. Aklımda kalanları Kırcali’nin en yaşlılarından Rüstem Rufat’la paylaştım. Beni dinledi,dinledi de :
“Çok iyi gelmiş aklına. Yaz da nesillere miras kalsın, eski gelenek ve göreneklerimiz. Düğüne davet şekli benim çocukluğumda da ayni idi,”diye beni destekledi.
Şimdi olduğu gibi o zamanlar da genellikle pazar günleri olurdu düğünler. Düğün denince çalgı gelir akıla. Çalgıcılar ekseriyetle köye öğle üstü ulaşırlardı. Ekip genellikle iki zurnacı( klarinetçi )ve iki davulcudan ibaretti. Düğün evi kapısına gelir gelmez zurnalar kılıflarından çıkarılır,davullar da omuzlanırdı. Arkadan şöyle hoş bir düğün havası çınlatırdı etrafı. Hava bittikten sonra çalgıcılar içeri alınır, yemeklenirdi. Akşama vakit varsa biraz istirahat edilir, yorgunluk giderilirdi. O zamanlar Kırcaali’ den köylere kadar otobüs,otomobil yoktu. Üç-beş saatlik yol yaya geçilirdi.
Soluklanıp,akşam yaklaşınca çalgıcılar arasında köy ikiye bölünürdü. Zurnacının biri,davulcunun biriyle köyün alt tarafını, diğer ekip de köyün üst tarafını boylardı. Dağların güneye bakan yamaçlarına yayılmış köyün ilk evinde ve son evinde hemen hemen ayni zamanda çalgı başlar,ortalık bayram havasına bürünürdü. Çalgıcılar her
haneye bildikleri türkülerden birer parça çalarlar ve “ Yarın Ahmet ağanın düğününe buyurun “, diye bağırarak ev halkını düğüne davet ederlerdi. Buna karşılık da evden biri çıkar gönlünden ne koparırsa bir ki para hediye verirdi. Bu böyle devam ederdi ev ev ,iki ekip birbiriyle karşılaşınca. Köyün çocukları da arkaya takılıp zurnacının ne biçim dudak şişirdiğini,davulcunun tokmağa nasıl davulun tam göbeğine vurduğunu seyrederlerdi. Düğüne davet işi akşamın karanlığı ile son bulur, arkadan çalgıcılar derhal yemeğe davet olunur,biraz soluklanırlardı. Zira onları gecenin çetrefilli yanı bekliyordu.
O gece köyün ortasına düz bir yere ateş yakılır,(buna külhan denirdi) genellikle erkekler irili ufaklı dolanır, çalgı çalınır,oyunlar oynanırdı. Arada bir “araplar” gelir kendi hünerlerini gösterilerdi.”Arap” denilenler komşulardan birileriydi. Çeşitli kıyafetler giyip,küçük komik sahnecikler canlandırırlardı. Artistler biri erkek,diğeri kadın kıyafetiyle o da erkekti. Ekseriyetle kız kaçırmalar ele alınırdı. Eğlence böyle devam ederken “kayınlar gelirmiş” veya “kayıncılar karşıya ateş yakmış”, bu onların köye yaklaştıklarına bir işaretti, sözleri duyulunca çalgıcılar ekibi,hiç olmazsa ikisi, hemen onları karşılamağa giderdi. Sonra da düğün sahipleri ve çalgıcılar misafirlerle ilgilenmeğe başlardı.
Kayın bölüğü denilen misafirler kız tarafının bütün yakın hısım akrabası,konu-komşusuydu. Öyle sayı filan yoktu. Gelebildikleri kadar gelir,dolarlardı oğlan evinin bir ki odasına. Sonra da başlarlardı şımarmağa,”şunu isteriz bunu isteriz “diye. Zaten onlar gelir gelmez salatalar bir sini üzerine konur,rakı şişeleri yuvarlanmağa başlardı yerde. İsteyen alır açar içerdi,içebildiği kadar ve şişeler dönmeğe başlardı ortalıkta. Kafalar çakırlaşınca tutunurlardı,” Daha rakı isteriz,şu rakıyı isteriz,bunu isteriz”,diye. Hane sahibi ertesi günün korkusuyla istenileni yapardı. Şayet kayınların keyfi olmazsa,ertesi gün alay gelinsiz dönebilirdi.
Bir defasında kayın bölüğünden zebanenin biri tutturmasın mı “ Viski isterim”, diye. O zamanlar adını duyan vardı ama viski gören yoktu. O,da herhalde yalnız adını duyanlardandı. Ev sahipleri çırpınmağa başladılar “Şimdi ne yaparız,ne bu viski”, manasında. Köy yerde dükkan filanda yok. Olsa bile viski bulunmaz.Bu arada oğlan tarafından olan birinin bir şeytanlık aklına gelir ve :
“ Getirin hoşaf suyu, der. Hoşafı bir şişeye doldurur ve ona rakı ekler. Sonra da “Alın size Viski bulduk “,diye sunar misafirlere. Kayınların keyfi daha da artar “ Viski içiyoruz”,diye.
Bu böyle devam ederdi sabahlara kadar. Böylece bütün köy halkı düğüne davet edilmiş olunurdu.
Nerede kaldı o eski günler !...Fıkır fıkır insan kaynayan o dağlar !…


Mustafa BAYRAMALİ
Kırcaali

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman