"Büyük ve köklü, ulu bir ağacın dallarıyız;vatanımıza sevdalıyız."

  
 

"Biz Birlikte Yaşadık"- Dimitrin Viçev

 
  
 

Ben Şumen’de doğup büyüdüm. Ortaokuldayken aşağı yukarı 10 Türk, 3 Roman ve 2  Ermeni sınıf arkadaşım vardı. Komşu evlerden birinde XX.yy’ın başlarında olan represyon zamanında Türkiye’den gelen Ermeni mültecilerin çocuk ve torunları, başka bir komşu evde ise Sovyetler Birliği’nden kaçan kimsesiz bir Rus yaşıyordu. Rus’un yaşadığı evin ikinci katında II. Dünya Savaşından sonra Yunanistan’dan göç eden bir komunist ailesi yaşıyordu. Evimizin zemin katında Türkiye Devlet Tiyatrosu’nda dansçı olan güzel bir Türk kadını oturuyordu. Biz hepimiz birlikte yaşıyorduk.

Çocukken yaz sıcaklarından kaçmak için bir gün Ermeni Kilisesi avlusunda bir gün Tombul Camii’nin gölgelerinde saklanıyorduk. Yakında bulunan Nazım Hikmet Halk Kültür Evi’nde okumak için kitap alıyor,  Erevan Ermeni Halk Kültür Evi’nde Ermeni dans grubunun konserlerine veya Devlet Türk Tiyatrosu’nda Türk dans grubunun konserlerine giderdik.

En çok eğlendiğimiz anlar da, mahallemizde Romanların yaptığı ve bize şeker ile limonata ikram ettikleri rengarenk ve gürültülü düğünlerde oluyordu.

Biz okul bahçesinde oynarken Türkçe veya Ermenice dersler devam ederdi, Türk ve Ermeni arkadaşlarımız da bizi biraz kıskanıyorlardı. Onlar kendi dillerinin alfabelerini bize öğretiyorlardı; dillerinden bazı kelimeleri de öğreniyorduk. Tabi ilk öğrendiğimiz şey küfürler oldu. Türk baklavası, Ermeni tatlıları yiyer, bayramlarımızı birlikte kutlardık. Ortak sevinç ve ortak üzüntülerimiz vardı.  Birbirimizden nefret etmiyor, birlikte yaşıyorduk. 1989 yılında Türk komşularımız kovulunca annelerimiz birlikte ağladı. Şimdi bu yaşa gelen bizler, komunistlerin yaptıklarından utanıyoruz. Ama Türkler bizden nefret etmedi.  Onlar her şeyi anlıyor, çiçeklerini bile bize emanet ettiler. Bulgaristan için gözyaşı döküp izin olmadığı için hiç gitmedikleri bir ülkeye gitmek için yola çıktılar. Sadece Türkler değil, biz Bulgarlara da oraya gitme izini yoktu. Bugüne kadar bu insanların Bulgaristan’a ve biz Bulgarlara duydukları sevgiyi hiç kimse yok edemedi, edemiyor da....

Sizi şimdi onları nefret etmeye zorlayan kimdir? Bizi, Bulgar ve diğerleri, Hristiyan ve diğerleri olarak bölen hainler kimdir? Bizi nefret etmeye kim kışkırtıyor? Çocukluğumda ve gençliğimde ben böyle bir kin ve nefret görmedim. Asla!

Annem, iki savaş arasında Deliorman’nın bir Türk köyünde tek bir Bulgar ailesinin çocuğu olarak büyümüştür. Dedem, orman bekçisi ve aynı zamanda Türk olan muhtarın katibiymiş.  Annem Türkler arasında büyüdüğü için Türkçeyi akıcı konuşuyordu. Son nefesine kadar en yakın dostu Türk’tü. Birlikte bekârlık yıllarını yaşamışlar, aynı yıllarda ailelerini kurmuşlar.  Biz onun çocuklarıyla birlikte büyüdük. Biz böyle birlikte yaşıyorduk. 40 yıldır annemin arkadaşı ve ailesi Türkiye’de yaşıyor; anne babalarımız hayatta değil ama ben annemin arkadaşının çocuklarından hala selam alıyor, beni misafirliğe davet ediyorlar.

Öbür dedemin üzüm bağları varmış; şarap üretiyormuş.  Preslav’a bağlı köylerde ana geçim kaynağı şarapçılıkmış.  Üzüm bağlarını birlikte budamak, üzümleri ezmek ve tonlarca şarap üretmek için Deliorman’dan çalışkan Türkler gel,ip dedeme çalışırmış. Dolayısıyla eylül ve ekim aylarında “öteki”lerden yüzlerce insan, gelenek ve görenekleriyle, türküleriyle, Bulgar bir köyde birlikte yaşarlarmış. Birbirinden nefret etmeden, birlikte yaşarlarmış.

1848-49 yıllarında Şumen’e (o zaman bir Osmanlı şehri) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda yaşanan isyanlardan sonra göçmenler gelmişler. Macar, Çek ve Slovaklar Osmanlı İmparatorluğu’nda sığınak bulup güvenliğe sahip olmuşlar. Avrupa kültürünü da beraberinde getirmişler. Kadınlar, uzun elbiseleriyle, ellerinde şemsiyelerle, başlarında ince şapkalarıyla Şumen’in kaldırım sokaklarında gezip dolaşıyorlarmış. Erkekler ise frak veya takım elbiseyle, ellerinde bastonlarla Şumen kahvehanelerinde siyaset muhabbetleri yaparlarmış. Bu insanlar, bize senfoni orkestrasını, ilk koroyu, ilk kız okulunu, ilk halk kültür evini,  ilk tiyatroyu kazandırdılar.

Şumen, tıpkı Tuna boyunda bulunan Lom, Sviştov ve Ruse gibi Uyanış devrinde kültür merkezi haline gelmiş. Şafran adında bir Macar, Avrupa’ya özgü kıyafetler giyen Bulgar ve Yunan kadınlarından oluşan bir kadın korosu ve bir orkestra oluşturmuş.  Bu yüzden, espiriyi seven Bulgar ve Türk erkekleri, meydanda kahvelerini yudumlarken birbirine bakıp ‘Bak, bak, şafrantılar’ geçiyor diye konuşurlarmış ( ‘şafrantı’ kelimesinin anlamı da Avrupalı kıyafet giyinen şarkıcı ve dansçı demekmiş).

Türk, Bulgar, Macar, Çek, Arnavut, Roman birlikte yaşarlarmış... Birlikte yaşamak işte bu demektir.

1811’de ilk defa Şumen’de 11 Mayıs’ta Kiril ve Metodiy kardeşler anılıp alfabe bayramı kutlanmış. Ve bayramda her ırktan insan varmış. Çünkü birlikte yaşarlarmış.

Daha eskilere dönmeyeceğim. Ben yalnızca Osmanlı İmparatorluğu kapsamında bu topraklarda birlikte yaşamanın anlamını açıklamak istedim. Tabi zulümler de varmış; Türk, Bulgar ve diğer uluslardan İmparatorluğa olan vergilerini kendi mal ve emeğiyle ödeyen  en fukara insanlar, reaya olarak bilinenler yetkililerin zulmüne uğrarmış. Fakat köle değilmiş.  Bulgarların en aydın kişileri, milli kurtuluş ve Bulgarlara ait olacak bir Bulgar Devleti istiyorlarmış.  XIX. yy’da yaşanan ayaklanmalar da bu yüzdendir. Bulgar, Türk, Roman ve Yahudilerin birlikte yaşayacakları, ortak ve temel bir kanuna uyacakları bir ulusal devlet için. 30 yıl öncesine kadar böyle yaşıyorduk.
Tekrar soruyorum; bu nefreti ortaya getiren KİM? Bizi şimdi de kışkırtan KİM? Türklerden ve bizim komşumuz Türkiye’den nefret edersek, bu kimin işine gelecek, kime menfaat getirecek? Rusya ile Türkiye arasında ilişkilerini bozulunca milliyetçi - rusofiller neden o kadar hırçınlaştı? KİM mi? Yine aynı zalimler. Türklerin adlarını zorla değiştirenler ve Türkleri Vatanlarından kovanlardır. Son 26 yıllarda demokrasinin değişimini gerçekleştirenler yani polis-komünist rusofil mafyasıdır.

Bununla yazıma nokta koyuyorum. Biz her şeyden önce insanız. Cins, ırk, etnik, dinî veya siyasî görüşlerimiz sonra gelir. Yalnız insanlığını kaybeden insanlar, belli bir özellikten dolayı kendisinden farklı olan insanlardan nefret edebilir.

Ben insanlara saygı duyarım ve insanlığını kaybedenlerden nefret ederim.  Ben İnsanım, Bulgar’ım, Hrisiyan’ım, Demoktrat’ım ve esir oğlu değilim. Benim özgürlüğüme engel olmayan herkesin hak ve özgürlüklerine saygı duyuyorum. Siz de böyle insan olun!

Dimitrin Viçev
30 Ocak 2016 Şumen
Not: yazı Dimitrin Viçev’in facebook hesabından alınıp tercüme edilmiştir. 

 

 
Facebook'ta Paylaşın
 
Kaynak: http://www.bizimgazete.bg/hayatın-içinden/biz-birlikte-yaşadık#.Vr21MVSLSUk
 
  
 

Bal-Göç web sitesi tasarımı ve güncelleme : Erdinç Kahraman