Sizlerden Gelenler:
Dilimizle ve Kültürümüzle İFTİHAR EDELİM

 

 

 
 
İnsanın anadilinde ekmek ve su istemesi, anadilinde kitap okuması, anadilinde türkü söylemesi, bir dostuna Türkçe "Merhaba'' demesi, oturup sevdiği kişiye Türkçe bir mektup yazması, sokakta güzel güzel Türkçe konuşan iki kişi görmesi güzel, çok güzel bir olgu değil mi? Elbet ki güzel olmasına güzel de, ne yazık ki, bazı ana ve babalar bunun güzelliğine hala varamıyor.
Neden acaba? diye sorası geliyor insanın. Olsa olsa, onların öğrenci oldukları yıllar, okullarımızda Türkçe’mizin okutulması yasaklandığı yıllara rastlamış ki, Türkçe bilmezliği hastalığına yakalanmışlar. Ölümcül bir hastalıktır doğrusu. Okulda Türkçe ders kitabını açıp ,öğretmen önünde ana baba sözcüklerini hecelememişler.”Türkçe’m ,sen benim anadilimsin!” diye bir şiir ezberlememişler. Kulaklarında hep “sizin diliniz Bulgarca’dır” yalanları çınlamış. Türkçe’mizin hep acısını çekmişler: Türkçe’mizin tadından olmuşlar. Güzel Türkçe’miz, anadilimiz unutulmaya itilmiş. Belki o dönemin öğrencileri olan bu günkü ana ve babalar, o durumu kabullenmek zorunda kalmışlar. Başımızdan neler geçmedi ki,... Bütün bunlara anlayışla yanaşıyoruz ve anlıyoruz. Fakat anlamakta güçlük çektiğimiz bir nokta var! Onun için de buraya, nokta yerine iki defa şaşma işareti koyduk. Nasıl olur da bir ana veya baba evladına:"Sen Türkçesiz de olursun” diyecek kadar soysuzlaşır? Nasıl olur da kendi başının geçmiş dertlerini çocuğuna aktarır? Nasıl olur da “ ben çocuğumun Türkçe okumasını istemiyorum" ifadesini içeren bir dilekçeyi , okul müdürünün önüne, eli hiç titremeden sürer? Böylece de çocuğunu , hatta yarın doğacak olan torunlarını da, ömür boyu anadillerinden ve Türk kültüründen mahrum bırakır. Garip olduğu kadar da acı!!!

Evet, nasıl mahrum bırakır,dedik.
Belki de bu ana babaların, çocukluklarında ,nine ve dedelerinden dinledikleri Rodop, Deliorman, Dobruca ,Gerlova masallarını unutmuş olmalarındandır. Olabilir çünkü...
Belki de fedakarlık, alicenaplık ve yiğitliklerle dolu Türk tarihinden bir yaprak dahi okumadıklarından kaynaklaıir?! Mete, Attila, Kürsat, Gazneli Mehmet gibi yiğitler nerelerden gelip nerelere giderler? Okumamış olmalılar tabi.

Ya da, Dede Korkut hikayelerini ,okumak bir yana,duymamış olmaları da etkisini göstermiştir. Deli Dumrul, Uruz, Bamsi Beyret, Boğaç Han, Emre ve ötekiler kimin ecdadı sayılır? Nereden bilecekler ki....
Kim bilir, belki de Ferhat ile Şirin’i, Arzu ile Kamber’i, Leyla ile Mecnun’u da okuma olanaklarından yoksun bırakılmışlardır. Ferhat’in sevgilisine kavuşmak için Kaf dağini delip delip su geçirmesini kim unutur? Ellerinde bu eşsiz halk yaratıcılıgı örneklerinin kitapları mı vardı, yoktu süphesiz.
Evet, nasıl mahrum bırakırlardı? Belki de zengin Türk edebiyatından ve Türk kültüründen çok uzaklarda kalmışlardı. Bu ana ve babalar halk edebiyatımızın devlerini duymadıklari gibi Türk edebiyatının büyük yapıtlarından da habersiz olmalıydılar.
Ne olursa olsun çocuklarına "Sen Türkçesiz de olursun"demeleri ,çocuklarına ve soylarına, Türklüklerine karşı işlenmiş affedilmez bir büyük suç sayılır. Çünkü bu çocuklar, bu gençler de yarın , onlar gibi Türkçe bilmemenin, Türk kültüründen yoksun olmanın acıları içersinde yüzecekler. Bu gençlerimizin yararına degil, zararınadır!
Gençlerimize Türk dilini ve Türk kültürünü mükemmel bilmeleri yakışır. Kendi diline, gelenek ve göreneklerine, kültürüne sevgisi ve saygısı olanı da herkes sayar ve takdir eder. Bizi öz dilimizden caydırmak isteyenlere gereken karşıtı verelim, kendi şerefimizi savunalım.
Türkçe konuşalım,Türkçe yazalım, Türkçe de yaratalım.


Kazim MEMIS

http://www.balongonul.hit.bg
 
 
 

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman