Bulgaristan Azınlık Raporu

 

 

Bulgaristan da diğer Balkan ülkeleri gibi çok sayıda azınlığın bulunduğu bir ülkedir. Bir önceki rejim döneminde baskıcı ve katı uygulamaları ile insan haklarını açıkça ihlâl eden Bulgaristan, rejim değişikliği sonrasında Avrupa Birliği hedefine yönelirken, değişimle ve süreçlerle uzlaşma yönünde birtakım olumlu adım atmıştır. Avrupa Birliği hedefi dolayısı ile daha somut görülen iyileşmenin temelinde Avrupa Birliği’nin üyelerinden ve üye adaylarından “devlet”, “millet”, “ülke” ve “egemenlik” kavramlarında değişimi talep etmesi yer almaktadır.

Avrupa Birliği normları bakımından “millet”, sadece soy bağına değil, esasında Kemalizm’de de olduğu gibi vatandaşlık bağına dayandığından, teorisinde hukukî ilkeleri temel alır ve ayrımcılığı reddeder.

Bununla beraber söz konusu hedefin yakalanması birkaç bin nüfuslu devletçiklerle nüfusu milyonlarla, on milyonlarla ve yüzmilyonlarla ölçülen ülkeler için aynı derecede kolay değildir. Öte yandan millet kavramının çerçevesini ve içeriğini yeniden yapılanması gereken ülkede farklı dinler söz konusu ise, bu daha da zordur.

Avrupa Birliği’nin penceresinden bakıldığında, aday veya üye ülkede “millet” bütün ayrımcılıklardan uzak tutulması gerekirken, “azınlıklar” konusu da, olumlu veya olumsuz değerlendirmelerin ötesinde “yine de ayrımcılık” getirmektedir. Burada hedef çoğunluktan olmayanların çoğunluğa karşı korunması ve dengelenmesi olsa da, düzenlemelerin beklenen sonucu vermesi güçtür. Ancak “millet” değerinin “dil”, “din” ve “ırk” temeline oturturulmasına kıyasla daha olumlu ve gerçekçi olan bu yaklaşım, üretilecek ve korunacak “ortak değerleri” desteklemesi nedeni ile önemlidir.

Yine Kemalizm’den hareketle “millet” olgusu, “vatandaşlık hakkı ve sorumluluğu”, “ortak kültür”, “ortak tarih”, “birlikte yaşama arzusu” ve “ortak gelecek” ile özetlenebilir. Bu açıdan bakıldığında Avrupa Birliğinin “millet” konusunda yeni bir şey söylemediği de düşünülebilir.

Avrupa Birliği “millet”, “devlet”, “ülke” ve “egemenlik” konularını, üyeleri ve adayları bir potada eritebileceği ve “Avrupa” kavramını ortak payda hâline getirebileceği düşüncesi ile geliştirmiştir.

Pek teorik olsa da, hemen her ülkenin ayrımcılığı reddetmesi ve güvenceye alınan haklar ile birlikte yaşama arzusunu kuvvetlendireceği sistemde, ayrımcılığın redid ve haklar için ortaya konan güvenceler sistemi, “ortak ve bir Avrupa ülküsünün” garantisidir.

Bu sayede millî bütünlük, Avrupa’nın bütünlüğünün ön koşulu ve Avrupa’nın bütünlüğü beher devletin millî değerler sisteminin güvencesi olur.

O nedenle Avrupa Birliği “çokkültürlülüğü korunduğu millî bütünlük” üzerinde ısrarla durmaktadır. Aynı çerçevede asimilasyon, techir, soykırım ve ideolojik devlet anlayışı kabûl edilmemektedir.

Bununla beraber Avrupa Birliği devletlere azınlıkları konusunda “dayatmada bulunulmamasını dayatırken”, aynı şekilde “Birlik’in değerlerime uyumu zorlamaktadır”. Fakat bu “zorlama” adaylar açısından “gönüllü olunan” bir uygulamadır.

BULGARİSTAN’DA TÜRK AZINLIĞI

Bulgaristan’daki azınlıklar arasında Türkler önplana çıkmaktadır.

Avrupa Birliği kaynaklı veriler bu ülkede 850.000 civarında Türk bulunduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Bulgaristan’daki Türk azınlık konusunda sözkonusu rakam alt sınır olarak kabul edilebilir. Gerçek rakam 1.2 milyon seviyesinde tahmin edilmektedir.

Çünkü Bulgaristan’da Komünizim döneminde ve öncesinde Türklere karşı girişilen eritme kampanyasının neticesinde, Türk azınlık ağır insane hakları ihlâllerine uğramış ve sayısal açıdan zayıflatılmıştır. Konunun bu yönü için Selvi örneği önemlidir.

Kuzey Bulgaristan’da Selvi kazasında 1751 yılında toplam nüfusun % 59’u Müslüman iken, Müslümanların oranı 1845’te % 46’ya 1873’te de % 37’ye düşmüştür . 1845 ilâ 1873 yılları arasında Selvi ve köylerinde Hristiyan nüfusu yılda ortalama % 1.87 oranında artarken, aynı yerdeki Müslüman nüfus % 0.76 oranında artabilmiştir .

Selvi’de azınlık durumunda olan Hristiyan Bulgarlar çoğunluk durumuna geçmişlerdir. Bu durum karşısında Machiel Kiel, “Müslümanlar, Hristiyanlar tarafından demografik olarak yenildiler, “yatakta yenildiler’” diye yazmıştır . 1878 yılında Selvi ve köyleri Bulgaristan sınırları içinde kalmıştır. Bulgarlar, Osmanlıların sağlayamadığı millî bütünlüğü kendi lehlerine Müslüman nüfusu göç ettirerek kısa zamanda sağlamıştır.

1873’te Selvi’de nüfusun % 37’sini teşkil eden Müslümanların oranı 1887’de 12’ye, 1900’de % 8’e düşmüştür . Günümüzde bir zamanlar nüfusunun yarısından fazlası Müslüman olan Selvi’de birkaç aile Müslüman kalmıştır.

Bulgaristan’da Türk azınlığı Sofya, Şumnu, Klrcaali,Filibe ve Dobruca kentlerinde yoğun olarak görülmektedir. 11. ve 12. yüzyıllarda bugünkü Bulgaristan’a göç eden Türkler, bulundukları ülkenin idari yapısına uymaktadırlar. Ayrıca Bulgaristan'da siyasi açıdan kilit bir azınlık konumundadırlar .

Bulgaristan 1940'ta Türk nüfusun yoğun olduğu Dobruca'yı yeniden elde etmiş ve o günden sonra da sınırlarda değişiklik olmamıştır. Bulgaristan’da Türk kimliği çerçevesinde Tatarlar ve Gagavuzlar da bulunmaktadır. Bulgaristan tarihinin azınlık hakları açısından en kötü dönemi 80’li yılların ortalarıdır. Sofya 1984-1985 yıllarında Türkçe isimleri yasaklayarak Türk nüfusu göçe zorlamıştır. 1989 yılında 160.000 kadar Türk Türkiye'ye göç etmiştir.

Sonraki yıllarda bu sayı 300.000'e ulaşmıştır. 1985 yılından sonra Bulgaristan'da kalan Türkler, bazı alanlarda Bulgar yurttaşların hak ve özgürlüklerine sahip olmuşlardır. 1965 nüfus sayım verilerine göre Türkler 850.000'e yakın sayıları ile genel nüfusun % 10'unu oluşturmaktadır.

1985 sayımında ise Türk nüfus 1.600 .000 civarına ulaştığı tahmin edilmiştir. Bu rakam genel nüfusun % 15'ini teşkil etmektedir. Bulgaristan Türkleri bu nüfus yoğunluklarıyla Bulgaristan'da Türkler en kalabalık azınlık durumundadır. 1989'dan sonra gerçekleşen göçler, bu sayıyı tahminen 1,2 milyon seviyesine çekmiştir. Nüfusun büyük çoğunluğu çiftçilik ve hayvancılıkla geçimini sağlamaktadır.

BASKILAR SONUCU GÖÇLER

Türk azınlığın en yoğun olduğu Balkan ülkesi Bulgaristan'dır. Bulgaristan’daki Türk azınlık defaatle Türkiye’ye göçe zorlanmıştır. Bir bakıma tehcir olan bu uygulamanın maksadı, ülkedeki Türk nüfus ve kimliğini eritmek ve bu sayede Bulgaristan’I daha homojen hale getirmektir. Bulgaristan Türkleri 1940 tarihinden itibaren sürekli olarak Türkiye'ye göç vermiştir. 1944'e kadar 140.000 kişi, 1950-1951'de 155.000 kişi, 1978 yılında ise 130.000 kişi Türkiye'ye gelmiştir. 1989 yılındaki göçmen sayısı ise 160.000 civarındadır. Bu göçlerden sonra Bulgaristan Türkleri kırsal alanlarda kalmışlardır.

Detayları itibariyle;

Cumhuriyet döneminde Türk-Bulgar ikamet sözleşmesiyle göçler bir süre düzene girmiş, dostluk anlaşmasıyla da Türklerin hakları güvence altına alınmıştır. İkamet sözleşmesiyle Bulgaristan'dan gelmek isteyenler Türkiye'ye serbestçe göç etmişler ve mallarını tasfiye etmişlerdir. 1923-1939 döneminde toplam 198.688 göçmen soydaş gelmiştir.

II.Dünya savaşını izleyen yıllarda da göçler devam etmiş, ancak Bulgaristan'ın yurtdışına çıkışları hemen hemen yasaklamasından dolayı yıllık ortalama ancak 2.100 göçmen gelebilmiş, gelenlerin çoğu da pasaportsuz olarak kaçmıştır. Aslında göç talebi çok yüksek olsa da1939-1949 arasında sadece 21.353 kişi Türkiye'ye gelmiştir.

Bu dönemdeki göç talebinin nedeni Bulgaristan'daki iktidar partisi Komünist Partinin Türkler üzerindeki politik, kültürel ve dinsel baskısıdır. Köylü Türklere ağır vergiler getirilmiş, ürünlerinin büyük bölümünü devlete vermeleri için baskı yapılmıştır.

Bulgaristan'dan Türkiye'ye en yoğun göç olayı 1950'lerin başlarında yaşanmıştır. 10 Ağustos 1950 de Bulgaristan Türkiye'ye nota vererek 250 bin Türkün gönderileceğinin 1925 tarihli anlaşmaya dayanarak bunların 3 ay içerisinde kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir.

İki ay içerisinde 150.000-155.000 Türk, Bulgaristan'dan ayrılmış, Türkiye ikinci ayın sonunda sınırı kapatmak zorunda kalmış, ancak aradan iki ay geçtikten sonra vizesi olanlar için sınırı yeniden açma kararı almıştır. 30 Kasım 1951'e kadar 154, 393 kişi Türkiye'ye gelmiştir.

Bulgaristan'ın Türk azınlığı göçe zorlamasının nedeni Türkiye'nin Batıya yakınlaşmasının Bulgaristan'ın saflarında olduğu Rusya'yı rahatsız etmesi ve Bulgaristan aracılığıyla Ankara'ya baskı uygulama politikasıdır. Görüldüğü üzere Balkanlardan Türkiye'ye yönelen zorunlu göçler tamamen siyasi konjonktürün ürünüdür.

1951 de Stalin'in ölümüyle de bağlantılı olarak, Bulgaristan'da bir yumuşama görülmüş, bu sürede göçler yavaşlamış, 1952-60 yılları arasında sadece 93 kişi göç etmiştir.

1950-51 döneminde Bulgaristan'dan gelenlerin yakınları orda kalmış ve parçalanmış aileler oluşmuştur. Bu ailelerin birleştirilmesi amacıyla 21 Ağustos 1966'da Türk-Bulgar ikili bildirisi yayımlanmış, Mart 1968'de "Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması" imzalanmıştır. Bu kapsamda 1968'den 1979'a kadar 120.000 soydaş Türkiye'ye gelmiştir.

Bulgaristan'ın "sosyalist tek ulus devlet" kurma projeleri dahilinde 1980'lere gelindiğinde asimilasyon kampanyaları hız ve şiddet kazanmıştır. Asimilasyon politikası geleneksel Türk kıyafetlerinin giyilmesinin yasaklanması, kamuoyuna açık yerlerde Türkçe konuşulmasının yasaklanmasıyla başlayıp, 1984-85 arasında Türklerin isimlerinin zorla Bulgar isimleriyle değiştirilmesi, Türklerin dini ibadethanelerine gitmelerine izin verilmemesi, bazılarının kapatılması, çeşitli baskı uygulamaları şeklinde devam etmiştir. Verilen demeçlerde Bulgaristan'da Türk olmadığı iddia edilmeye başlanmıştır.

Bulgaristan'ın asimilasyon politikası uygulamasının nedenleri olarak demografik nedenler; Türk nüfusunun Bulgar nüfusundan daha hızlı artması, Kıbrıs sendromu; ülkedeki Türklerin Sofya'ya karşı kullanılması korkusu, stratejik nedenler; Türkiye'ye yakın yerlere Bulgarları yerleştirme isteği, Bulgaristan'daki iç nedenler, Bulgar ulusunun oluşum süreci, muhtemel Sovyet etkisi sayılabilir.

20-21 Mayıs 1989'dan itibaren, Bulgaristan'daki Türklerin direnme hareketleri yoğunlaşmıştır. Kuzey Bulgaristan'dan başlayarak, Türkler kendi aralarında örgütlenerek uygulanan baskı rejimine karşı açıktan direnişe geçmişlerdir.

2 Haziran 1989'da Devlet Başkanı Todor Jivkov eğer Türkiye kapıları açarsa, pasaport verileceğini Türklerin gidebileceğini söylemiştir. 500 bine yakın Türk pasaport için başvurmuştur. Bunun üzerine II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'daki en büyük göç olayı yaşanmıştır. Vize uygulamasının kalktığı 2 Haziran - 22 Ağustos 1989 arasında toplam 311.862 Türk, Türkiye'ye gelmiştir. Vize uygulamasının başladığı 22 Ağustos 1989-Mayıs 1990 arasında 34.098 soydaş vize alarak Türkiye'ye geçmiştir.

Bulgaristan pasaport almadıkları takdirde, 6 ay içerisinde geri dönerlerse Türklerin Bulgar vatandaşı olarak kalacaklarını, istediklerinde geri gelip gidebileceklerini, ailelerini gönderebileceklerini, mal-mülk ve paralar ile sosyal haklara sahip olabileceklerini bildirdi. Böylece Haziran 1989 dan, Mayıs 1990 a kadar geri dönenlerin sayısı 133,272 olmuştur. Böylece Türkiye'de kalanlar 212,688'dir.

Todor Jivkov'dan sonra Bulgaristan, Türk azınlığın haklarını yeniden tanımıştır. Böylece ilişkiler daha sıcak bir döneme girmiş, yasadışı olarak gelenler ve aile birleşmeleri dahilinde gelenler dışında göç olayı durmuştur.

TÜRK AZINLIĞI VE SİYASÎ KONUMU

1980’li yılların başında, Todor Jivkov döneminde Türklerin isminin zorla değiştirilmesiyle, kâbus gibi bir dönem yaşanmıştır. Asimilasyon yıllarında kurdukları Haklar ve Özgürlükler Partisi ile seslerini yükselten Bulgar yurttaşı Türkler, bugün parlamentoda da söz sahibidirler. 1993'den sonra Bulgaristan'da Türklerin ''Hak ve Özgürlükler Partisi'' Bulgar Parlamentosu'nda yerini almış ve üçüncü siyasi güç olarak 15 milletvekili çıkarmıştır. Ülkede halen 27 belediye başkanı, 653 köy muhtarı Türk'tür. Devlet dini kurumları denetim altında tutmakta ve dini çalışmaları yönIendirmektedir .

TÜRK AZINLIK VE EĞİTİM

Bulgaristan'da eğitim devlet denetimindedir. Ülkede konuşulan Türkçe, Türkiye Türkçesine oldukça yakındır .Türkçe ilk yıllarda azınlık okullarında öğretim dili olarak okutulurken daha sonra kaldırılmıştır (1960). 1939'da Türklerin % 15'i okula giderken 1957' de bu oran % 97'ye çıkmıştır. 1993'ten sonra ise yeniden Türkçe eğitim başlamıştır.

POMAKLAR KONUSU

Her ne kadar Bulgaristan Avrupa Birliği yolunda attığı adımlarla gelecke için umut verse de, totaliter rejim döneminde izlediği “birleştirip kaynaştırma politikasını” bu defa baskı ile değil, ama AB normlarını sübjektif bir şekilde yorumlayarak sürdürdüğünü düşünmek mümkündür. Çünkü Sofya Türk azınlığın bir bölümünü “Tatar”, “Pomak” ve “Çingene” saymaktadır.

Pomakların menşei konusunda çesitli görüsler bulunmaktadır. Bulgarlar Bulgar olduklarını, Yunanlar ise en eski Yunanlar olduklarını savunagelmektedir. Ancak Pomaklar kendilerinin Türk olduğunu söylemektedir.

Pomaklar 11, Yüzyılda Orta Asya'yı terk ederek, Ukrayna ve Romanya üzerinden Bulgaristan'a gelen Kumanların devamıdır. Pomaklar ilk olarak Bulgaristan'ın Tuna Boyu ve Dobruca bölgelerine, daha sonra güneye inerek Rodoplar ve Makedonya'nın doğu kesimlerine yerleşmişlerdir. Bugün Rodoplar ve Pirin bölgelerinde ikâmet etmekte olan Pomaklar, bunun dışında Bulgaristan'ın kuzeyindeki Lofça, Plevne, Teteven; Orta Bulgaristan'da Filibe vilâyetlerinde küçük gruplar hâlinde yaşamaktadır.

Yunanistan ve Bulgaristan’ın, Pomakların kendi etnik gruplarına mensup olduklarına yönelik iddiasının hiçbir bilimsel dayanağı yoktur.

Pomak dilinin %60 Türk lehçelerinden oluşmasının Pomak kültürünün de Yunan, Bulgar, Makedon kültürleri ile bağı yoktur.

Pomaklar Nisan 1876'da Osmanlı yönetimine karşı başlayan Bulgar ayaklanmasında Bulgarların yanında yer almadıkları gibi, ayaklanmanın bastırılmasında etkin rol oynamışlardır.

Kezâ 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da Osmanlı yanlısı ve Bulgar karşıtı tavırlarını sürdürmüşlerdir.

Ayrıca 1877-78'deki savaşta Rodoplar’da yaşayan Kıpçak, Kuman ve Oğuzlar ile bir araya gelerek Ruslara karşı direnmişlerdir.

Pomaklar 1912-13 Balkan Savaşlariı döneminde de Bulgarlaştırma operasyonlarının konusu olmuştur. "Pokristvane” diye alınan bu operasyonlarda 150.000 civarında Pomaka zorla din değiştirtilmiştir.

Daha sonra 1938 yılında "Rodina Kardeslik Cemiyetinin" kurulması ile Pomaklar için ikinci zor dönem başlamıştır. Bu cemiyet, Pomakların Bulgarlarla aynı soydan geldiklerini ileri sürerek, kardeş oldukları tezini işlemiştir ve Türkçe yine yasaklanmıştır.

1944'te 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Bulgaristan'da kurulan Komünist rejimin ilk yıllarında yumuşama olsa da, şartlar daha sonra eskisinden daha sert hale gelmiştir.

1945-49 yılları arasında Bulgaristan-Yunanistan sınırına yakın yerlerde yaşayan Pomaklar Bulgaristan'ın iç kesimine zorla sürgün edilmişlerdir.

1950 yıllarında Pomak köylerinin giriş ve çıkışları izne tabi tutulmuştur. Bu uygulama 1992'ye kadar devam etmiştir.

1950-55 yılları arasında isim değiştirme kampanyaları yeniden hız kazanırken, bu uygulamanın devamı olarak Pomaklar, 1956’daki nüfus sayımları Bulgar olarak kayda geçmislerdir.

1964 yılında bu uygulamadan vazgeçilerek 130.000 Türke isimleri iade edilse de, 1970’te Pomakların isimlerinin değiştirilmesine yeniden başlanmıştır.

O dönemde Meriç baraji gölünde 1000 kişinin cesedi toplu hâlde ortaya çıkarılmıştır. Olayı dünya kamuoyuna, Yugoslavya Televizyonu duyurmuştur. 1978 yılına kadar katliâmlar devam etmiştir.

1978’de Pomakların diğer Türklerin yaşadığı bölgelere girişi yasaklanmıştır. Bulgaristan’da Pomak kimliği 120 yıldır reddedilmektedir.

RAZGRAD ÖRNEĞİ

Bulgaristan’daki Türk azınlığın durumundaki iyileşmeye işaret eden bir gelişme de Razgrad "Etnik ve Demografik Sorunları" İl Kuruludur. Faaliyete başladığı günden itibaren tüm azınlık haklarının korunması için bütün gayretleri göstermektedir. İlk olarak Türkçe televizyon yayınlarından düzenlenen folklor festivallerine kadar çok geniş çapta gerçekleştirilen etkinliklerle, karma nüfuslu illerden biri olan Razgrad'da yaşayan etnik grupların haklarının korunmasında yardımcı olmaktadır.

İlin 200 000'den fazla nüfusu var,Türkler %52'sini, Rus, Ermeni, Yahudi vb azınlıklar ise %1'ini oluşturmaktadır. Yeni illerin belirlenmesiyle "Etnik ve Demografik Sorunları" İl Kurulu kurulmuştur. Yeni kurul, ildeki tüm azınlıkların dini haklarıyla yakından ilgilenmektedir. Bölgede 100’e yakın camide müslümanlar ibadetlerini gerçekleştirmektedir. Razgrad Bölge Müftülüğü yönetiminde Vladimirovtsi, Delçevo, Todorovo, Bisertsi, Gorotsvet vb köylerde yeni camiler kurularak hizmete açılmıştır. Halihazırda Golâma Voda köyünde yeni camî inşaatına devam edilmektedir.

1999/2000 ders yılı sonuna kadar Türk çocukları anadilini seçmeli ders olarak haftada 4 saat okumuş, Romen çocukları Sveştari, Lıvino, İsperih vb. okullarda anadili seçmeli ders olarak almışlardır. Müslüman çocukları (II. sınıf öğrencileri) Tsar Kaloyan, Podayva ve Vladimirovtsi'de seçmeli olarak ikinci devre dini dersler almışlar, Rus, Ermeni, Yahudi vb azınlık çocuklarının sayısı 8'den az olduğundan seçmeli ders olarak anadillerini okuyamamışlar anadillerini anne ve babaları öğretmişlerdir.

Türklerin "Türk Dil ve Kültür" Derneği, "EVET Kültür ve Eğitim" Derneği, Beytullah Recep'in "Dostluk" Derneği, "Türk Kültür Merkezi Razgrad", "Deliorman" Türk Yazarlar Derneği, ilde kültür, edebiyat, folklor ve sanat etkinliklerini sürdürmektedir.

Razgrad "Etnik ve Demografik" İl Kurulu "Evrokom Razgrad" Kablolu Televizyon vasıtasıyla haftada her gün yarım saat Türkçe yayın yapmaktadır. Ancak bu sure ihtiyacı karşılamamaktadır.

TÜRK AZINLIK VE BASIN

Bulgaristan’daki Türklerin basın tarihi, aynı zamanda sahip oldukları farklı kimliğin Sofya nedeniyle yaşadığı zorluklara da ışık tutmaktadır. Son dönemde Bulgar Ulusal Radyosu'nda Türkçe yayınlar başlamış, “Filiz Gazetesi “ adlı Türkçe bir gazete yayına girmiştir, ancak Türk azınlık basınının gelişimi her bakımdan incelenmesi gereken bir deneyimdir.

Bulgaristan’da Türkçe süreli basının kökenleri Osmanlı dönemine kadar uzanır. Bir zamanlar Tuna boyu Türklerinin kültür merkezi olan Ruse (Rusçuk) kentinde vali Midhat Paşa, 1865'te bir vilayet basımevi kurmuştur. "Tuna" adında ilk Türkçe ve iki sayfası Bulgarca gazete burada haftada iki kez olmak üzere çıkmaya başlamıştır. 1877 Harbi’ne kadar aralıksız yayınlanmıştır. Böylece Bulgaristan topraklarında etkin bir Türkçe süreli basın oluşmuştur

Bulgar Prensliği yıllarında (1878-1908) 44 civarında Türkçe gazete ve dergi yayınlanmıştır. Bu dönemdeki gazeteler genelde siyasî karakter taşımaktadır.

Aralarında Ubeydullah Efendi'nin "Doğru Yol" ve "Gayret" gazeteleri, Ethem Ruhi Bey'in "Rumeli", "Rumeli Telgrafları" ve "Balkan" gazeteleri, Hafız Abdullah Fehmi (Meçik) ve Tahir Lütfü Bey'lerin "Uhuvvet" ve ikinci yayın devresine giren "Tuna" gazeteleri, Ali Fehmi Bey'in "Muvazene" gazetesi dikkat çekmektedir. Bunların Bulgaristan Türk azınlığına büyük yardımı olmuştur. Hemen bütün gazetelerin yayın kurulunda ünlü öğretmenler, bilim adamları yer almıştır.

Adem Karagöz Bey'in " Bulgaristan Türk Basını" kitabında belirttiği gibi, Bulgaristan Muallimin-i İslamiye Cemiyeti", "Uhuvvet" ve "Tuna" gazetelerinin yardımıyla kurulmuştur. 1906'da toplanan Muallimler Kurucu Kongresi'nin hazırlık çalışmaları "Tuna" gazetesinde sıralı olarak yayınlanmış, gazete Muallimler Cemiyeti'nin organı olmuştur.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra tam özgürlüğüne kavuşan Bulgaristan’da krallık idaresi kurulmuştur. Yeni rejimde Türkçe basın yeni hamleler yapmıştır. 1908-1944 döneminde 90 kadar Türkçe gazete ve dergi çıktığı bilinmektedir. Ethem Ruhi Bey'in "Balkan" gazetesi ikinci yayın devresini yaşamış ve on yıl süren yayın hayatı ile en uzun ömürlü günlük gazetlerden biri olmuştur. Aynı dönemde "Balkan" gazetesi kapandıktan sonra "Resimli Balkan" adıyla haftalık dergisi yayınlanmıştır.

Türk azınlık basını Nöyi Anlaşması ile önemli bir ivme kazanmıştır. Nöyi Antlaşması sonucu Bulgaristan hükûmeti bütün azınlıklara her türlü eşitlik hakkı tanımıştır. Antlaşmanın 53. Maddesinde " Bulgaristan’da her türlü basın-yayında her türlü dil serbest olacaktır" denilmektedir.

Sofya'da "Rehber", "Ümit", "Nüvvab" ve Deliorman"; Güney Bulgaristan’ın kültür merkezi Plovdiv (Filibe)'de "Emniyet", "Koca Balkan", "Tefeyyüz" ve "Zarafet"; Şumen'de "İntibah" ve "Terakki" basımevleri kurulmuştur. Bunlardan "Nüvvab" ve "Defeyyüz" basımevleri 1944 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.

Bu basımevleri, Krallık dönemi Türkçe basın ve edebiyatının parlak bir gelişme çağına girmesini sağlamıştır. Bu dönemde Türk okullarında gereken hemen bütün ders kitapları basılmıştır. Türkçe 77 gazete ve 13 dergi yayınlanmıştır. 1934'te Bulgaristan’da askerî müdahâleden sonra gelen dikta rejimi Türkçe gazeteler üzerinde baskıyı giderek artırmıştır. Türk azınlığa karşı baskıların arttığı bu dönemde, ilk olarak 10 Türkçe gazete kapatılmıştır. "Ahali", "Deliorman", "Karadeniz", "Rehber", "Halk Sesi", "Çiftçi Bilgisi", "Sada-i İslam" gibi eğitsel içerikli önemli gazeteler kapatılanlar arasındadır. "Sahipleri ve editörleri kovuşturuldu ve baskı altına sokulmuştur. Söz konusu kimselerin bir bölümü hapse atılırken, bazıları da Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır.

On yıl süren baskı rejimi 1944’te sona ererken Türkçe basın-yayın organı kalmamıştır. 9 Eylül 1944'te Komünistlerin ülke idaresini ele alması sırasında yeni rejim, kendisini Türk azınlığın dostu şeklinde göstermiştir. Bu dönemde Sofya'da "Işık" (Yeni Işık), "Halk Gençliği", "Eylülcü Çocuk" gazeteleri, "Pioner" ve "Yeni Hayat" dergileri, Türklerin yaşadığı bölgelerde 10 kadar yerel gazete çıkmıştır. Bunların hepsi de komünist rejimin sözcüsü olsa da, Türkçe çıktıkları için dil bakımından faydaları nedeniyle kabûl görmüşlerdir.

Fakat 1969'da yayınlanan Partinin "Priobştavane" (Birleşip kaynaşma) kararından sonra Türkçe gazeteler durdurulmuştur. Son kalan Türkçe gazetenin son sayısı 29 Ocak 1985 tarihini taşımaktadır. 10 Kasım 1989 tarihinden sonra Bulgaristan’da "Demokrasi ve Geçiş" dönemi başlamıştır. Kısa bir zamanda "Hak ve Özgürlük", "Güven" gazeteleri, "Filiz" ve "Cırcır" çocuk gazeteleri, "Balon" çocuk dergisi birer birer yayın sahnesine çıkmışlardır.

Ancak bu defada Bulgaristan ekonomisinin içine düştüğü zor durum azınlık basınını derinden etkilemiştir. Gazetelerin malî sıkıntıya düşmesi üzerine, bir bölümü kapanırken, bazıları da yayınlarına zaman zaman ara vermek zorunda kalmıştır. Bununla beraber Bulgaristan’da Türkçe’nin konuşma ve basın dili olarak kullanılması önünde bir engel bulunmamaktadır.

BULGARİSTAN’DA AZINLIKLAR VE AVRUPA BİRLİĞİ

AB liderleri aldıkları kararla, Avrupa Komisyonu ile yaptıkları katılım müzakerelerini zamanında bitirdikleri takdirde Bulgaristan ve Romanya’nın Birliğe Ocak 2007’de katılabileceğini açıklamışlardır. Bulgaristan için AB tam üyeliği millî bir hedef olam özelliği taşıdığı için, Sofya azınlıklarla ilişkilerini geliştirmeye ve komşu ülkelerle mümkün olduğu derecede iyi komşuluk ilişkileri yürütmeye özen göstermektedir.

Bununla birlikte, Bulgaristan’ın azınlık haklarına daha büyük önem vermesi ve azınlıkların kendisini geliştirme hakkına destek vermesi gerekmektedir. Uzun yıllart boyunca yaşanan reddetme ve eritme politikaları sonucu, bugün azınlık kimliklerinin devlet eli ile desteklenmesi, sadece AB müktesebatının bir gereği değil, aynı zamanda “tarihî sorumluluk” olarak görülmelidir.

Nihayetinde Bulgaristan baskı politikaları sonucu bugün, %20 yerine %15 seviyesinde Türk kökenli vatandaşı olmasını 80’lerin sonuna kadar izlediği politikalara borçludur.

Bulgaristan çok uzun süren totaliter rejim döneminden sonra çoğulculuk ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmıştır. Ancak demokrasinin ve serbest pazar ekonomisinin bu kadar kısa sürede rayına oturması mümkün değildir. Bulgaristan, ülkenin idaresi için en geçerli yol olan demokrasiyi, sadece siyasî partiler seviyesinde değil, aynı zamanda toplum içerisinde de etkin kılmak zorundadır. Nitekim ülkenin kırsal kesimlerinde kadın-erkek eşitliği konusunda ciddî ihmâller görülmekte ve aile içi şiddet sürmektedir.

Bu arada birçok uluslararası örgütlü suçun rotası üzerinde yer alan Bulgaristan’ın yolsuzluk ve örgütlü suçla mücadele konusunda da çabuk ve etkili adımlar atması gerekmektedir.

Çünkü azınlık haklarının güvenceye alınması kadar, güvencede tutulması da, ülkede kamusal ve bireysel alanların korunması kadar, ülkenin kronikleşen sorunlarının çözülerek, demokrasinin pekiştirilmesine bağlıdır.

1990'dan itibaren Bulgaristan'da din eğitimi serbest, köy ve kasabalarda din hocaları bulunmaktadır. Köylerde kapatılan mescitler açılmıştır, camiler açıktır. İmkânı olanlar Hac görevine yerine getirebilmektedir. Haftalık Türkçe gazeteler yayınlanmaktadır ve Bulgar Devlet Televizyonu kanalında Türkçe haber saati vardır.

Bugün demokratik bir rejimde yaşayan Bulgaristan Türklerinin son yıllarda manevi açıdan pek bir sıkıntıları olmasa da, maddî yönden desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü azınlıklar önceki yıllarda çoğunluğu oranla dezavantajlı kılınmıştır.

BULGARİSTAN’IN AB KAPISINDA SON DURUMU

AB’nin Bulgaristan için kaleme aldığı ilerleme raporuna göre siyasî gündemi fazlasıyla meşgûl eden ve ileri önlemlerin uygulamaya konduğu yolsuzluk konusu, hala sorun olmaya devam etmektedir. Bulgaristan’dan bu alanda daha sıkı önlemler alması beklenmektedir.

Rapora göre, Bulgaristan insan haklarını ve temel özgürlükleri tanımaya devam etmektedir. Sığınma hakkı ve çocukları korunması ile ilgili yasal çerçeve dikkate değer ölçüde gelişmiştir. Yine de, kurumlara yerleştirilen çocukların yaşam şartlarında geçen sene çok az bir değişim gözlenmiştir. Zihinsel özürlülere yönelik gerekli yasal düzenlemeler hâlâ yapılmamıştır. Durumu iyileştirmek için bazı çabalar sarf edilse de kurumlardaki zihinsel özürlülerin yaşam koşulları zor, rehabilitasyon ve terapi olanakları sınırlıdır. Bunların yanısıra, güvenlik güçlerinin kötü muamelelerini ortadan kaldırmaya yönelik daha fazla çaba harcanmalıdır. Sosyal ve ekonomik haklar alanında, fırsat eşitliği ve ayrımcılığı önleme konularında ilerleme kaydedildiği söylenebilir.

SONUÇ:

Türkiye ve Bulgaristan arasındaki ilişkiler, bu ülkedeki yeni rejimin, eski liderliğin Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığa yönelik baskıcı politikalarını terketmesi ile son on yıllık dönemde nitel bir gelişme sergilemiş, iki ülke arasında her düzeydeki temasların sayısı artmış, uzun süredir varolan bazı ikili sorunlar çözüme kavuşturulmuştur. Buna ek olarak, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilebilmesi için gerekli hukuki çerçeve tamamlanmış ve bu sayede bu alanlarda önemli gelişme kaydedilmiştir.

Bulgaristan’ın AB’ye uyum süreci çerçevesinde öncelikle Pomak kimliğini red ve tahrif etme politikasından uzaklaşması gerekmektedir. Öte yandan Sofya’nın uzun süren bir süreçte iktisadî bakımdan dezavantajlı kıldığı azınlıklara karşı ödevlerini yerine getirirken, iktisadî desteğini vermesi önemlidir. Bu arada Sofya’nın uyguladığı baskı nedeniyle azınlıklarından özür dilemesi olumlu olmakla birlikte, onlara verdiği zararı da tazmin etmesi, toplumsal barış ve kendi içerisinde uyumlu bir ülke olması açısından şarttır.

Nitekim baskı gören 517 azınlık mensubu AİHM’ye başvurmuşlardır. Sözkonusu başvuruların ortak noktası, Türk azınlığına ait kimselerin etnik kimlikleri nedeniyle Belene Adası’ndaki toplama kampına gönderilerek sistematik işkenceye tabî tutulmalarıdır. En az 1.500 Türkün öldüğü Belene Toplama Kampı, Sofya açısından kapalı tutulan ama gerçekte kapanmamış bir dosyadır.

Bulgaristan azınlıklarına “Belene’den iktidara” yürüyüşte engel olmamakla beraber, geçmiş dönemin vicdanî ve malî muhasebesini yapmalıdır.

Belene esir kampında Türklere yapılan insanlık dışı muameleden dolayı daha önce de defalarca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş, ancak tatmin edici bir çözüme varılamamıştır. Belene kampında işkence görmüş bulunan Türklerin bir bölümü AİHM'ye yaptıkları başvurular sonucu düşük düzeyde tazminat alabilmişlerdir. İstenen çözümün sağlanamama nedeni çoğunlukla Belene'de mağdur edilen insanların bazı fiziksel ve psikolojik zararlar görmüş olmasıdır. Haklarını arama konusunda yetersiz olmaları ve kendilerine yeterince sahip çıkılamaması nedeniyle eski Belene esiri olan Türklerin mağduriyetleri devam etmektedir.

Kaynak:
http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=1386

 

 

 

Muhacir diye küçümsenenler,tarihin yazdığı savaşlarda en geriye kalanlar,yani "Düşmanla sonuna kadar dövüşenler"  çekilen ordunun ri'cat hatlarını sağlamak için kendilerini feda edenler ve düşman karşısında kaçmak,çekilmek nedir bilmeyenlerdir.Muhacirler kaybedilmiş ülkelerimizin milli hatıralarıdır.
17.01.1931  M.Kemal Atatürk
 

 

 

.

2005-Bal-Göç web sitesi tasarımı:Erdinç Kahraman