"Büyük ve köklü, ulu bir ağacın dallarıyız;vatanımıza sevdalıyız."

  
 

Bulgaristan Cumhuriyeti Ombudsmanlığını,
Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonunu ve
Evrensel İnsan Hakları Değerlerine İnanan
Bulgaristan Aydınlarını Göreve Davet Ediyoruz

 
  
31.03.2017
 

Öncelikle vurgulamak isteriz ki bizlerinde birer vatandaşı olduğumuz Bulgaristan Cumhuriyeti’nin resmi dili Bulgarcadır. Tüm resmi yazışma işlemlerinde Bulgarca’nın ve Kiril Alfabesinin kullanılması çok doğaldır. Bir devletin öncelikli görevlerinden bir tanesi de kendi vatandaşlarına resmi dili öğretmek olmalıdır. Vatandaşına bu olanakları yeterince sağlayamayan devletlerin halkına karşı sorumluluklarını yerine getiremediği düşünülür.

Amerika,Avusturalya,Kanada,Türkiye gibi ülkelerde yaşayan yüz binlerce Bulgaristan vatandaşı vardır. Bu vatandaşların Bulgaristan dışında doğan çocukları vardır. Bu çocuklara Kiril Alfabesini öğrenme olanaklarını vermek öncelikle Bulgaristan Devletinin asli görevidir.  Bu olanaklardan mahrum bırakılan ve 18 yaşını dolduran gençlere kendi başına bir dilekçeyi Kiril Alfabesiyle yazamıyor diye oy kullandırmamak mantıklı mıdır? Yoksa yurt dışında doğan  vatandaşlarını DIŞLAMAK ve AYRIMCILIKmıdır?


Seçimlerden hemen önce Merkez Seçim Komisyonunca alınan şok bir kararla yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına Kiril alfabesiyle basılmış bir dilekçeyi sandık başkanı huzurunda “KİMSEDEN YARDIM ALMADAN” elle doldurma zorunluluğu getirilmesi seçimlere gölge düşürdü. Bu hükmü bazı sandık görevlileri büyük bir katılık ve kötü niyetle uyguladılar ve sadece bir tane harfin yanlış yazıldığı dilekçeleri YIRTIP, vatandaşlardan dilekçeyi yeni baştan yazmasını istediler.


İyi niyetli olmadıkları çok net şekilde görülen sandık görevlilerinin bu kararı bahane ederek oy kullanma sürecini KASITLI OLARAK YAVAŞLATMALARI ve engeller çıkarmaları sonucunda Türkiye’de bulunan Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşlarından oylarını kullanmak üzere sandık başına gelenlerin çok büyük çoğunluğu oylarını kullanamadan evlerine dönmek zorunda kaldılar.

Aynı zamanda her biri Bulgaristan Cumhuriyeti Vatandaşı da olan üyelerimizden bize çok sayıda “kendilerine karşı AYRIMCILIK  yapıldığı ve KÖTÜ DAVRANILDIĞI” şeklinde şikayetler geldi.

Bunlardan birkaç tane örnekler şunlardır:

-07.30’da oyunu kullanmak üzere sanığa giden bir seçmen öğlen saat 12.50’de oyunu kullanabildi.

-Seçim Kurulunun aldığı son dakika kararına dayanarak seçimi yavaşlatan sandık görevlilerinin tutumu nedeniyle tek bir kişinin oy kullanmasının 27 dakika sürdüğü durumlar oldu ve bu esnada seçim odasına başka seçmen alınmadı.

-Sandık görevlileri anlamsız bahanelerle, sırada bekleyen seçmenlere görev alanları dışına taşan konularda uyarılarda bulundular, seçmenleri azarladılar.

-Bazı sandık görevlileri seçmenlere çok kaba davrandılar. Adeta Bulgaristan’daki Totaliter Rejim Dönemindeki Baskıcı Devlet görevlilerinin üslubuyla seçmene yaklaştılar

-Saatlerce oy kullanma sırası bekleyen seçmenlerden bayılanlar oldu, acil sağlık müdahalesi yapılanlar oldu.

-Bazı sandık görevlileri Bulgaristan’da Kurulu eski bir partinin militanı gibi davrandılar

-Helsinki Komitesi adına seçimleri izlemek isteyen gönüllü kişilerin bu isteklerine engel çıkarıldı

-Bazı sandık başkanları her 15 dakikada bir tuvalet ihtiyacını bahane ederek tuvalete gittiler. Kendileri seçim odasında olmadıkları süre içerinde seçmenlerin diğer sandık görevlileri nezaretinde oy kullanmasına da izin vermediler.

-Tarafsız olması gereken ve bazıları BG diplomatik temsilciliğinde görevli sandık başkanlarının BG’den bir partiden telefonla sürekli talimat aldıkları müşahade edildi

-Tarafsız olması gereken sandık başkanlarının BG’den bir partinin adına söylem ve eylemlerde bulundukları gözlendi

-Saat 20.00’de sandık başında oy kullanmak için bekleyen kişiler olmasına rağmen seçmenlere oy kullandırılmayan sandıklar oldu.

Türkiye sınırları içerisinde yaşayan ve sayıları 150.000  civarında olduğu bilinen Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşı olan seçmenler, vatandaşı oldukları ülkenin demokrasisine inanmakta ve oy kullanarak Bulgaristan’ın geleceğine katkı yapmak istemektedirler.

Bu vatandaşlar siyasi görüş anlamında homojen bir yapıda değildirler. Bulgaristan’daki farklı partiler arasından siyasi tercihlerini kullanmak istemektedirler. Bu isteklerinin önündeki en büyük engel ise antidemokratik seçim yasaları ile getirilen sandık sayısı kısıtlamalarıdır.

Türkiye’de açılabilecek maksimum sandık sayısını 35 ile sınırlamak ise başlı başına AYRIMCI ve ÖTEKİLEŞTİRİCİ bir uygulamadır. Öyle ki  oyunu kullanmak isteyen yüzlerce ve bazen binlerce seçmen, yaşadığı şehirde seçim sandığı kurulmadığı için Türkiye içerisinde sandık açılan yüzlerce kilometre uzaklıktaki bir şehre gitmek zorunda kalmaktadır. Bazen ise iki şehir arasındaki mesafe o kadar fazladır ki, oy kullanmak için direkt Bulgaristan’a gitmeyi tercih eden seçmenlerde olabilmektedir. Bu insanlar sadece oy kullanabilmek için günlük işlerinden uzak kalmakta ve ekonomik kayıplara da uğramaktadırlar.

En temel vatandaşlık görevini yerine getirmek için ülkesi Bulgaristan’a seyahat etmek zorunda kalan seçmenler ne yazık ki bazı ön yargılı gruplarca “seçim turizmi” etiketiyle tahkir edilmektedir. Oysa yüzlerce kilometre yol giderek oyunu kullanan bu seçmenler, ülkelerine olan bağlılıklarını gösterdikleri için ÖVÜLMEYİ hak etmektedirler.

Üyelerimiz adına sizlere sesleniyoruz:


-Seçim kanunları ile getirilen en fazla 35 sandık açılması kuralının iptali için lütfen gereken girişimleri yapınız.

-26.03.2017 tarihinde yapılan seçimlerde, seçmenlere adeta Bulgaristan’daki Totaliter Rejim Dönemindeki Baskıcı Devlet görevlilerinin üslubuyla yaklaşan sandık görevlileri hakkında adli ve idari soruşturma açılması için girişimler yapınız.

-Tüm resmi yazışma işlemlerinde Bulgarca’nın ve Kiril Alfabesinin kullanılması çok doğaldır. Ancak yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına Kiril alfabesiyle basılmış bir dilekçeyi sandık başkanı huzurunda “KİMSEDEN YARDIM ALMADAN” elle doldurma zorunluluğu getirilmesi büyük ayrımcılıktır. Dilekçe doldurma esnasında vatandaşlara Kiril Alfabesini çok iyi bilen gönüllü veya görevli Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşlarınca destek verilmesinden daha doğal ne olabilir ki? Bu konudan dolayı yaşanan mağduriyetlerin bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirleri alması konusunda resmi makamları bilgilendiriniz.

Saygılarımızla

BAL-GÖÇ (Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Deneği) ve

BGF (Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu)

Yönetim Kurulları Adına

Prof. Dr. Yüksel ÖZKAN

Genel Başkan 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 
KONUYLA İLGİLİ BİR GAZETE HABERİ:

Bulgaristan'da Türkiye'den girişlerin yapıldığı Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı'nda dün gerçekleştirilen eylemde aşırı milliyetçilerin sınırı yaya olarak geçmek isteyenlere yaptıkları çirkin muamele, 1989'daki zorunlu göçü anımsattı. Eylemcilerin hakaretlerine maruz kalan şeker hastası Sebile Ahmet İzzet, 1989 yılında yaşanan göçte dahi böyle muamele görmediklerini söyledi.

Bulgaristan'da yarın yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanmak üzere Türkiye'den gelen çok sayıda kişi, Kapıkule Sınır Kapısı'nın karşısında bulunan Kapitan Andreevo Gümrük Kapısı'nda aşırı milliyetçi grupların yol kapatma eylemi nedeniyle saatlerce gümrük sahasında beklemek zorunda kaldı.

Bulgaristan bayrakları ve Türkiye aleyhtarı dövizler taşıyan grup üyeleri, sınırı araç trafiğine kapatarak geçişlere engel oldu. Saatlerce süren beklemeden sıkılan bazı vatandaşlar ellerindeki valizlerle sınırı yaya olarak geçmek istedi. Göstericiler, yaşlı ve çocuk demeden bu kişilere hakaretler yağdırdı.

İzmir'de yaşayan şeker hastası Sebile Ahmet İzzet (72) bu hakaretlere uğrayanlardan biri oldu. Bulgaristan'ın Kırcaali iline bağlı Mestanlı kasabasına gitmek isteyen İzzet, ırkçı ve aşırı milliyetçi Bulgaristan Ulusal Kurtuluş Cephesi'nin (NFSB) lideri Valeri Simon'un sert müdahalesine maruz kaldı. Yaşlı kadının sınırı yaya olarak geçerken uğradığı hakaretler, Bulgaristan medyasına yansıdı. Bulgaristan'daki Türkler de olaya büyük tepki gösterdi.

Mestanlı kasabasındaki evinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan İzzet, dün yaşananlardan büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

Sınırda aç susuz beklemek zorunda kaldıklarını belirten İzzet, ırkçı NFSB lideri Simon'un kendisine yönelik "defol, geldiğin yere git" sözlerine üzüldüğünü dile getirdi.


1989 yılında yaşanan zorunlu göç döneminde dahi böyle bir muameleye şahit olmadıklarını vurgulayan İzzet, "Hasta olduğumu söylememe rağmen beni oturduğum yerden kaldırıp göndermek istediler. Kendisine 'ben bu ülkenin vatandaşıyım, elimde Bulgar kimliği var.' dedim, ancak buna rağmen beni tartakladı. Geri göndermek istedi." diye konuştu.

 

Facebook'ta Paylaşın

 
 
  
 

Bal-Göç web sitesi tasarımı ve güncelleme : Erdinç Kahraman