Basın Bildirisi: İnsan Hakları Günü

 
 

İkinci Dünya Savaşı öncesinde ,uluslar arası hukuk yalnızca ‘devletler arasındaki ilişkileri’ düzenliyor,’devlet yurttaş arasındaki ilişkilerin düzenlenmesini ise ülkelerin ulusal hukukuna bırakıyordu. Dolaysıyla devletin kendi uyruklarına kötü davranması ve haklarını çiğnemesi,ulusal egemenliği ilgilendiren bir iç hukuk sorunu olarak görünüyordu. Bireyler uluslar arası düzeyde hak öznesi sayılmadığından ,hakların çiğnenmesi yada çiğnendiğinin ileri sürülmesi durumunda uluslar arası kuruluşların yada başka bir devletin karışması ve yakınmada bulunması söz konusu değildi. Ancak insan temel haklarının Nazi ve Faşistlerce ihlal edilmesi sonucu,savaş sonrası hakları çiğnenen bireylere,devletin üstünlüğü ilkelerine aykırı olarak,uyruğu olduğu devlete karşı uluslar arası koruma ve devletin  organlarına başvuru hakkı tanınmıştır. Bu da kişiler ve konular yönlerinden genel nitelikli kurallar ve koruma yöntemlerinin birbiri ardı sıra evrensel ve bölgesel ölçeklerde üretilmesi,İnsan Hakları Uluslararası  Hukuku alanında geri dönüşü olmayan ve Birinci Dünya Savaşı sonrasından başlayan evrimin perçinlenmesi olmuştur. Böylelikle diplomatik korumanın sınırlarını aşan korumadan önce dinsel azınlıklar ve ardından ulusal azınlıklar yaralanmaya başlamıştır. Azınlıkların korunması süreci,değişik tipte birçok anlaşma ve sözleşmenin imzalanması ve özellikle Müslüman olmayan azınlıkların Müslüman Osmanlı uyruklarıyla eşitliğini öngören 1856 Tarihli Islahat Fermanı ile hız kazanmıştır.

                     Görüldüğü üzere böyle bir tarih süreci sonucu evrensel insan hakları ‘insan kaynağı insandır;insan haklarının korunduğu değer insanın değeridir;insan hakları devlet tarafından güvence altına alınsın ya da alınmasın;belirli bir tarihsel aşamada,onurlu bir yaşam sürdürmek için insanların sahip olması gerektiği düşünülen haklar’ olarak karşımıza çıkmaktadır.

                     Hal böyle iken Balkanlarda yer alan Türk azınlıkların inanç ve ibadet özgürlüğü kısıtlanmaktadır. Şöyle ki; Bulgaristan ve Yunanistan’da Müslüman dini liderlerin yani müftülerin seçilmiş olmalarına rağmen göreve başlamaları devlet organların onayına tabi tutulmakla birlikte görevini yerine getirmelerinde birçok sorun çıkarılmaktadır. Nitekim Bulgaristan ve Yunanistan’daki seçilmiş müftülerin bir şekilde yargıya intikal eden suni ve mesnetten uzak sorunlar uzun zamandan beri sonuçlanmamaktadır. Dahası İskeçe’nin seçilmiş olan Mehmet Emin Ağa Müftüsü hakkında 1990 ile 2003 Arasında 20’yi aşkın ceza davası açılmış ve temyizlerden sonra 63 aya indirilen 129 aydan fazla hapse mahkum edildiği yadsınamaz bir gerçektir.

                          Bugün Balkanlar’da yer alan Türk azınlıkların başka bir sorunu da Türkçe eğitimin desteklenmemesi ve desteklenmediği gibi Türkiye’den desteklenmesi de engellenmektedir. Azınlık eğitimi sürekli devlet müdahalesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Zira Bulgaristan’da devlet okullarında Türkçe eğitimi zorunlu seçmeli konumunda olmasına rağmen Türkçe İngilizce ve Almancaya alternatif gösterilmekle anadilin yanında bir başka dil öğrenme hakkı kısıtlanmaktadır. Bununla birlikte Yunanistan ,Bulgaristan ve Kosova’da çoğu şehir,kasaba,sivil toplum kuruluşlarında Türk ifadesi ve Türkçe tabela asılmasına izin verilmemektedir. Bu konularda da birçok açılmış dava söz konusudur.

                         İnsan haklarının birinci kuşak haklarından olan mülkiyet hakkı da Balkanlar’da yer alan Türk azınlıkları açısından kısıtlanmaktadır. Vakıflara ait gayrimenkullerin çoğunun iadesi yapılmamaktadır. Eski cami ve Osmanlı vakıf eserlerinin onarılmasına destek verilmediği gibi onarılmaları da engellenmektedir.

                          Bilindiği üzere Bulgaristan’dan Türkiye’ye belli dönemlerde göç olayı  cereyan etmiş olup bu göç sonucu Bulgaristan’da yıllarca çalışıp sosyal güvenlik primi ödeyen ve Türkiye’ye göç etmek zorunda bırakılan kişilerin haklarının Türkiye’ye transferine müsaade edilmemesi de Balkanlar’daki Türklerin  insan hakları ihlalinin başka bir kanıtıdır.

                          Bugün insan hakları günü olması nedeniyle Balkanlarda halen yapılmakta olan insan hakları ihlallerini kınamak ve kamuoyuna bunları duyurmak amacıyla basın bildirgesini sunuyoruz.

Ayla Ersöz BAL-GÖÇ Hukuk Komisyonu Sorumlusu 

Doç. Dr. Emin BALKAN BAL-GÖÇ Genel Başkanı