Unutulan Türkler "Goralılar"

 

İŞTE MÜHÜR!

İslâm'ın buralarda Osmanlı'dan önce var olduğunun açık bir delili...

Mlika Köyü'nde 1289 yılında kurulmuŞ olan cami, birkaç kez onarılmıŞ. 700 yıllık tarihin belgesi olan kitabe, cami minaresinin gövdesinde bulunuyor. Öte yandan, iki çanaklı minaresi ile ünlü olan MuŞnikova Köyü'nde ve etraftaki diğer köylerde bugün de çocuklara Saltuk adı veriliyor ve misafirlere Saltuk ka hvesi ikram ediliyor.

Sarı Saltuk makamları ve 711 yıllık Mlika Camii, Sırplar'ın Kosova iddialarını temelden çürütüyor...

Fetihten önceki fetih!

Kosova'daki Türk ve Islâm varlığını 1000 yıl öncesine götüren maddî ve tarihî deliller, her Şeye rağmen hâlâ ayakta.

Sarı Saltukların, Seyid Ali Sultanların, Kâmil Babaların izleri silinmemiŞ...

Hoca Ahmed Yesevî'nin bu serdengeçti müridleri Balkanlar'daki varlığımızın tohumlarını, Osmanlı fütuhatından çok önceleri bu topraklara saçmıŞlar.

Hâsılı, Sırplar'ın "Bunlar Osmanlı tarafından MüslümanlaŞtırılmıŞ Slavlardır" tezi ilmen hiç bir geçerlilik taŞımıyor

Altay Suroy Recepoğlu

Dobruca'daki Babadağ'da Sarı Saltuk'un türbesi Ikinci Bayezid tarafından çok büyük bir dergâh haline getirilmiŞti. Kanuni Sultan Süleyman da 1538 yılında türbeyi ziyaret etti. Evliya Çelebi, ünlü Seyahatnâme'sinde Sarı Saltuk'un asıl adının Mehmed olduğunu yazıyor. Joseph Von Hammer, 1263'deBizans'ta, Paleolog iŞ baŞına geçtiği zaman, bu kral tarafından, Karadeniz'in batı tarafındaki Dobruca'ya on, on iki bin civarında, Saltuk Dede (Sarı Saltuk) yönetiminde Türkmen iskân edildiğini belirtiyor.

Hicrî 1291, Mîladî 1875 yılının Prizren Salnamesi'nde, Sarı Saltuk'un PaŞtrik dağında türbesinin bulunduğu kayıtlıdır.

Sarı Saltuk'un Balkan ülkelerinin çoğunda makamı bulunuyor ve hakkında makaleler yazılıyor. Ahmed Yesevi ve derviŞleri, özellikle Hacı BektaŞ-ı Velî Anadolu'nun TürkleŞmesinde ve MüslümanlaŞmasında büyük bir rol oynadığı gibi, Baba Saltuk'un, yani Sarı Saltuk'un da Rumeli'nin TürkleŞmesinde ve MüslümanlaŞmasında oldukça önemli bir yeri vardır.

Kutsal makam

Balkanlar'da bugün bile gözle görülen, elle tutulan kanıtlar, dillerde dolaŞan söylenceler, kitaplar, makaleler mevcuttur ve hepsi Sarı Saltuk ile ilgilidir. Bunlar öyle belgeler ve evraklardır ki, Sarı Saltuk'un hayalî olmadığını, gerçekten Balkanlar'a ayak bastığını, bir çok yerleri gezdiğini ispat ediyor. Saltuk Dede, üstün zekâsıyla, insanlara olan yakınlığıyla, onların ruhunda yer bulabilen ulvî kiŞiliğiyle ortaya çıkıyor. Bu yüzden Balkanlar'ı gezerken vaaz vermek için konakladığı her yerin kutsallaŞtığını görüyoruz. Zamanla Sarı Saltuk hâtırasına anıt makamlar yapılmıŞ. Bumakamlardan bazıları yedi asır sonra bile yerinde duruyor.

Sarı Saltuk Kosova'da Türk varlığının gözle görülen bir belirtisidir. O, kendinden önce Kosova'ya gelen, burayı yurt edinen Türk boylarının arasına katılarak ata yurtlarıyla iliŞki hattını sürdürmüŞtür.

Vücudu dinlendi

Ilk Türk devletinden 575 yıl sonra, Mîladî 375'de Hun Türkleri Tuna kıyılarına gelir. Bunlar, Macaristan'a yerleŞmeye çalıŞırken Bizans imparatorluğunu sıkıŞtırmaya baŞlarlar. Avarlar, Kumanlar, Peçenekler buralara damgalarını vururlar. Türkler'in Islâm'a girmesiyle Balkanlar'a yerleŞen Türk boyları da bu dini tanımaya baŞlar. Bu yüzden Osmanlılar'dan önce de Kosova'da Müslüman olmuŞ Türkler görülür. Sarı Saltuk, Seyid Ali Sultan, Kâmil Baba XIII. yüzyılın ortalarında Balkanlar'ayerleŞen ve onun dilinden anlayan Türk topluluklarını gezmiŞ onlara vaaz vermiŞlerdi. Dolayısıyla Sarı Saltuk'un da Balkanlar'da Müslümanlığın kurumlaŞması için büyük etkisi olmuŞtur.

O, vaazını verdiği yerden ayrıldıktan sonra konakladığı mekân kutsal sayıldı. Ayakla basılmaması için taŞlarla çevrildi ve korunmaya alındı. Zamanla mezar Şeklinde bir tümsek yapıldı. Etrafına duvar çevrilip bina içine alındı ve bu yerler Sarı Saltuk'un makamı oldu. Aslında halk Sarı Saltuk'un adı geçen yerde gömülü olmadığını biliyor, "Burada Sarı Saltuk Baba'nın vücudu dinlendi" Şeklinde konuŞuyor. Buna rağmen makam ziyaret ediliyor, geceleri aydınlatılması için kandil yakılıyor. Makama hizmet eden "türbedar" ın ve fakirlerin faydalandığı adaklar getiriliyor.

Halepli

Sarı Saltuk'un, kendisini anlayan toplulukların arasına girip vaaz verdiğini ispat eden bir çok delil var. Prizren yakınındaki DragaŞ (KrekoyŞta) belediyesine bağlı Mlika köyünde Saltuk döneminden kalma bir camide mermer bir kitabe görülüyor. Camiye ait mi narenin kesme taŞtan yapılan altı köŞeli gövdesindeki kitabede, caminin Hicrî 688, Miladî 1289 yılına ait olduğu görülüyor. Aynı kitabenin Hicrî 1238, Miladî 1822 yılında Ahmed Ağa tarafından onarıldığı da yazılıdır. Ahmed Ağa'nın onardığı caminin 1389 yılında meydana gelen Kosova savaŞından yüz yıl önce inŞa edildiği anlaŞılıyor. Buna göre Mlika'da nüfusun I. Kosova savaŞından yüz yıl önce Müslüman olduğu kesinlik kazanıyor. Bugün de köyde ve bütün Gora ile Opola yöresinde sadece Müslüman halk yaŞıyor. Köy halkının Suriye'den geldiği biliniyor. Bu yüzden kendilerine "Halepli" deniliyor ve bu aileler Halepli, yani (Halepovsi) soyadını taŞıyorlar. Halepli soyadını, KruŞevo köyünde de bir çok aile kullanıyor. Halepli ailelerin bir çoğu 1956-1960 yıllarında Ma kedonya'ya ve Türkiye'ye göç etti. Haleplilerin Gora'ya XIII. yüzyıldan önce gelip yerleŞtikleri biliniyor. Bunlar 1231 yılında Moğol akınlarından dolayı Türkistan'ı terk edip Halep'e sığınan halk kitlesinin bir bölümüdür. Türkistan'dan kaçan halk kitlesinin baŞında bulunan Süleyman Şah, Haleb'e doğru giderken, Fırat nehrini geçmek için uygun bir yer arıyor, fakat bu sırada attan düŞüp boğuluyor. Süleyman Şah'ın, Caber kalesinin yakınında bulunan kabri bugün de Suriye'de "Türk Mezarı" olarak maruftur. IŞteo yıllarda Türkistan'dan göç eden kafilenin bir bölümünün Kosova'ya, ta Gora'ya geldiğine dair kanıtlar var. Gora ve Goralı ile Türkiye'nin doğusunda bulunan Goran aŞireti arasındaki isim benzerliği rastlantı olmayıp, oradan gelen kiŞilerin aslını ifade eder. Goralıların Süleyman Şah kafilesinden ayrıldıktan sonra Kosova'ya gelip bugünkü DragaŞ civarına yerleŞtiklerini, halen korudukları gelenekleri ve görenekleri kanıtlıyor. Bu durum Goralıların özbeöz Türk olduklarını gösteriyor. Süleyman Şah'ın üç oğlundan biri, Osmanlı devletinin adını aldığı Sultan Osman'ın babası Ertuğrul'dur.

Kumanlar'ın torunları

Goralılar, Müslüman Türk medeniyetini tam anlamıyla benimseyen cesur bir Türk topluluğu olarak tanınır.

Bunlardan Mlika ve KruŞevo'dakiler, Halep civarından gelen Selçuklu Türkleri'ndendir. Diğerleri ise onlardan önce Orta Asya'dan kuzey göç yolunu (Hazar Denizi, Karadeniz'in kuzeyini) takib ederek Ukrayna ile Besarabya'ya giden, buradan da XI. asırda Balkanlar'a inen Peçenekler'in yardımı ile 1304'ten itibaren Rodoplar, Batı Trakya, Pirin ve Vardar Makedonya'sını hakimiyetleri altına alan Kıpçaklar'ın veya Avrupalılar'ın Kuman olarak adlandırdıkları kabilelerin torunlarıdır.

Kosova'dan baŞka Arnavutluk'ta, Makedonya'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Karadağ'da, Sırbistan'da ve Bosna-Hersek'te de bu unsurlara rastlıyoruz.

Kuman Türkleri'nin Balkanlar'a gelmeleri, Şimalî (kuzey) Çin'de Mîladî 916 tarihinde "Hitay Devleti"inin ortaya çıkmasıyla baŞlamaktadır. Ana yurtlarında "Kimak" yahut "Kimek" adıyla anılan Kuman Türkleri, 916 tarihinde Kuzey Çin'den ayrılıyorlar ve büyük bir fütuhat arzusu ile yanıp tutuŞuyorlar. IŞte bu Türkler, bütün kuvvetlerini ve varlıklarını Ruslar'a karŞı verdikleri mücadelede gösteriyorlar.

Bizanslılar bunlara Komani, Macarlar Kun, Kuman ve Paloç, Almanlar ise Falon ve Falb, Ermeniler ise "CharteŞ" diyorlar. Latinler "Cumanni" Şeklinde hitap ediyorlar. Bu tabirler Alman, Ermeni dillerinde "sarıŞın ve kumral" mânâlarını ifade etmektedir. Nimeth'e göre Kıpçak kelimesi "hiddetli kızgın cesur" anlamına gelmektedir. Kumanlar bir hamlede baŞtan baŞa adeta bir kasırga gibi Rus ovalarını, steplerini ele geçirdikleri için Ruslar onlara "Polovets" (ovalı) diyorlar. "Ovalı" ve kısmen "Sarı saçlı" sıfatını taŞıyan Kuman Türkler'i Balkanlar'ın dağlık bölgelerinde de üstün kabiliyet ve istidat gösterdiklerinden "Goran" (dağlı) sıfatı ile de adlandırılmıŞlardır.

HristiyanlaŞtılar

Mîladî 1034 yılından itibaren Peçenek ve Kuman Türkleri'nin Rodoplar ve Batı Trakya ile Pirin ve Vardar Makedonyası bölgelerine, hatta Istanbul surlarına kadar inmeleri Bizans'ı çok ciddi telaŞlandırmıŞtı. Bu nedenle Bizans 1050 yılında büyük bir ordu teŞkil edip Peçenek ve Kumanlar'ın üzerine sevk etmiŞtir. Fakat Bizans devleti yenilgiye uğrayınca barıŞ isteğindebulunmak mecburiyetinde kalmıŞ ve 1054 yılında barıŞ antlaŞması yaparak vergiye bağlanmıŞlardır. 1081 yılında Kuman ve Peçenek Türkleri aralarında anlaŞarak "Kuman-Peçenek Türk Federasyonu"nu kurmağa muvaffak olmuŞlar ve Kumanova kentini baŞkent yapmıŞlardır. Fakat bu iki kardeŞ Türk kavmi Bizanslılarla ve gayri Türk unsurlarla savaŞacakları yerde, Bizanslılar'ın adi politik entrikaları yüzünden birbirleriyle savaŞarak "Milli Birliği" yıkmıŞlardır. Bu sebeple federasyon, Mîladî 1091 tarihinde yıkılarak varlığını ve politik fonksiyonunu tarihin karanlıklarına terk etmiŞtir.

Federasyonun yıkılmasıyla Peçenek Türkleri'nin çoğu Bosna-Hersek ve Sofya'ya çekilerek hayatlarını sürdürdüler. 1091 yılından, Osmanlılar'ın buralara gelmesine kadar, özellikle X. ve XIV. asırlar arasında Balkanlar'da Slav akınlarına maruz kalan bu Türk boyları büyük ölçüde inançlarını kaybetmiŞler(5), Slav dili etkisi altında kalmıŞlardır, ama eski örf, adet ve geleneklerini devam ettirmiŞlerdir. Örf, adet ve geleneklerine böyle sıkı sıkıya bağlı kalmaları, Islam dinini çok kolay benimsemelerine yol açmıŞtır. Özellikle Pomak Türkleri'nin Islam'ı kabul etme hususu, buna açık bir misaldir. Romanya, Macaristan, Avusturya ile Çekoslovakya içlerine kadar giden Kumanlar, buradaki gayri Türk unsurların içinde HristiyanlaŞmıŞlar ve kendi etnik varlıklarını dahi kaybetmiŞlerdir.

Konya'dan Kosova'ya

Sarı Saltuk ile ilgili söylenceler Türkler'in Balkanlar'a en az 1500 yıl önce geldiğini kanıtlamaktadır. Hun Türkleri Atilla'nın kumandası altında Bizans'ı sıkıŞtırmıŞ, Romayı vergiye bağlamıŞtır (452). O çağlarda dünya hakimiyetinin timsali sayılan Ares'in kayıp olan kutlu kılıcı Atilla'nın elinde idi. Bu yüzden Avrupa halkı için Atilla "Tanrının Kılıcı"dır. Avar Türkleri Adriyatik sahillerinekadar gelmiŞ, buralara Şehir kurma tebbüslerinde bulunmuŞtur. Bunların arkasından Kuman Türkleri gelmiŞ, Jiça'daki Sırp patrikhanesini yıkmıŞlardır. Daha sonra Sırplar Kosova'ya geçmiŞ ve Ipek patrikhanesini kurmuŞlardır. Peçenekler ve Oğuz ile Uz Türkleri de Balkanlar'a gelmiŞ ama hükümet kuramamıŞlardır. Tüm bu Türk boyları Slavlar'ın Balkanlar'a gelmesine de sebep olmuŞlardır. Kafkaslardan Balkanlar'a devam eden çok uzun sefer sırasında Slav kadınlarıyla evlenmeler baŞlamıŞtır. Türkler'in Balkanlar'a g etirdikleri Slav kadınları zamanla Türklerin SlavlaŞıp erimesine yol açmıŞtır. Fakat, Osmanlı Türkleri'nin Balkanlar'a gelmesiyle halen Türk özelliklerini tamamen kaybetmemiŞ olan halk Islam dinini kabul etmiŞ, ama Slav dilinin etkisinden kolayca kurtulamamıŞtır. Çünkü Osmanlı dile değil, Allah'a imana önem vermiŞti. Bizans devleti yöneticilerinin, IX.-XIII. yüzyıllarda bir taraftan Slavlar'ın diğer taraftan Latinler'in Batı Trakya ve Rodoplar ile Makedonya eyaletleri üzerinde ciddi bir hakimiyet kurmala rını önlemek için Anadolu'dan, Babeki ve Çepniler'i, bilhassa Konya'nın bazı bölümlerinden bir çok Türkmen kabilesini gayet tavizkâr tekliflerle bu yörelere getirip iskân ettikleri bilinmektedir.

Bin yıllık adlar

Anadolu'dan iskân edilen bu Türk-Müslüma n grubu, bu bölgede yaŞayan Kuman Türkleri arasında Islamiyetin yayılmasında büyük bir rol oynamıŞlardır. Ayrıca bu Türk gruplarının hareketleri sırasında bir çok Türkmen babası, Şeyh, DerviŞ ve Abdal bu bölgelere gelip Orta Asya, Anadolu ve Kafkaslar'daki Türk topluluklarıyla iliŞkileri sağlamıŞlardır. Onlara Islam'ı benimsetmek ve sevdirmek için güzel konuŞma, güzel davranıŞ ve örnek yaŞayıŞ gibi her türlü meziyetleri azami bir Şekilde kullanmıŞlardır. Bunlar içinde en çok Sarı Saltuk'tan söz ediliyor.

Görülüyor ki Balkanlar'daki Kuman Türkleri arasında Islamiyet, büyük ölçüde Osmanlılar'ın Balkanlar'ı fethetmesinden önce Anadolu Türkleri ve tarikat mensupları tarafından yayılmıŞtır. Fetihlere paralel olarak, zaman içinde Anadolu'dan Balkanlar'a geçen Yörükler, Istranca dağlarından, Rodop dağlarının tümüne, Şar dağına ve Makedonya'ya kadar uzanan irili ufaklı sayısız cemaatler halinde davarlarıyla serpilerek yurtlanmıŞlar ve bu yörelerdeki dağ, tepe, yaylak, eğrek, akarsu ve köylere ekip biçtikleri mezralara bu gün dahi kullanılmakta olan yer adlarını vermiŞlerdir ki, bu adların çoğu ya bu cemaatlerin yahut onların reislerinin adlarından kökenleŞmiŞtir.

Edirne'yi fethet!

Hoca Ahmed Yesevi, "doksan dokuz bin müridinin bu en seçilmiŞine" ,"Saltuk Mehmed'im seni Rum'a saldım. Var git, yedi krallık yerde nam ve Şan sahibi ol" diyor.

Ve Sarı Saltuk yedi yüz sadık müridi ile yola düŞüyor.

Sarı Saltuk'un Balkanlar'a otuz beŞ bin kiŞi ile geldiği de söylenir.

Bir rivayete göre Hz. Peygamberimiz rüyada"Seyit Saltuk! Edirneyi fethet ve Müslüman et; ümmetim bu yeri elden komasın" buyurmuŞ. Edirne fethedilip Müslüman ediliyor. Seyit Saltuk bu Şehri çok seviyor. Ömrünün son kırk senesinde dönüp dönüp konakladığı yer bu Şehir oluyor.

Hz. Peygamber bir hadisinde "harb hiledir" demiŞtir. Saltuk Baba iŞini buradan tutmuŞ; kâfirlerin dilini, dinini ve sıla töresini öğrenmiŞ, sırası gelince kiliselerde sarı sakalını sıvazlaya sıvazlaya vaaz vermiŞ, bir gün Ayasofya'da herkesi vaftiz etmiŞ, bu hilelerle düŞmanın arasına sokulmuŞ, onları içinden vurmuŞ. Dobruca'da kral kızlarına musallat bir ejderi kazanınca kırk bir kâfir imana gelmiŞ. Lehistan'da ünlü bir papazı öldürüp, oradaki bütün Tatarları Müslüman etmiŞ. Sonra bu yüz elli bin yeni Müslüman'ı Şimdiki Danzig Şehrine yerleŞtirmiŞ, daha sonra yine binlerce Hersekli'yi hak dinine sokmuŞ.

Beyaz çiçek

Sarı Saltuk, Balkanlar'da XIII. yüzyılın tanınmıŞ bir Islam bilginidir. Hastaları sağıltan, özellikle sarılık hastalığından muzdarib büyük bir Şehri bile iyileŞtirebilen keramet sahibi bir zattır. Horasan'dan gelip Anadolu'ya yerleŞen BektaŞi tarikatının kurucusu Hacı BektaŞ Veli'nin müridi olduğu da söylenen Sarı Saltuk'un, papaz giysileri içinde, bu yörelerde yaŞayan Hıristiyanlar arasında bile Islam dinini yaymaya çalıŞtığı söylenir.

Kosova'nın Ipek efsanesine göre Sarı Saltuk Türkiye'de Sarıyer köyünde doğmuŞ, dürüst, akıllı, dindar biriymiŞ. Çevresinde çok öğrenci varmıŞ. Yedi öğrenci gelmiŞ, onların her biri ondan ders görerek kemale ermiŞ. Sarı Saltuk ölünce her biri cenazeyi kendi memleketine götürmek istemiŞ, aralarında tartıŞma büyümüŞ. Bu sırada Allah tarafından yedisi de rüyasında Sarı Saltuk'u görmüŞ. Sarı Saltuk hepsine aynı vasiyette bulunmuŞ. "Her biriniz birer tabut alın, hangisinde beyaz çiçek görürseniz ben orada olacağım. O tabutun sahibi beni alıp ülkesine götürsün" demiŞ. Ertesi gün hepsi birer tabut almıŞ. Ancak hepsinin de yanında birer beyaz çiçek bitmiŞ. Her birisinde birer Sarı Saltuk cesedi varmıŞ. Hepsi tabutunu alıp memleketine götürmüŞ. Bu durum yediayrı yerde Sarı Saltuk mezarı, kırkın üzerinde de makamın bulunmasına neden olmuŞ. Makamların üzeri uzun ve ahŞap kubbelidir. Pirlep'teki Sarı Saltuk makamının duvarları taŞtan olup, çatısı ahŞap ve kiremit örtülüdür. Iç tarafı ise kubbelidir. Ama uzun zaman tamir görmediği için sıvanın büyük bir bölümü dökülmüŞtür. Makamın, Pirlep suyu kenarında ve bu suyun çok kere taŞarak sellere sebep olmasına rağmen yıkılmayıŞı Sarı Saltuk'un manevî gücüne olan inancın artmasına neden olmuŞtur. Hele 1979 seli bir çokevi alıp götürmüŞken, Sarı Saltuk makamının hasar görmeden ayakta kalması, uzak yerlerden insanların bile makamı ziyaret etmesine sebep olmuŞtur.

Hz. Ali günü

PaŞtrik'teki Sarı Saltuk makamı halkın Hz. Ali günü olarak adlandırdığı 2 Ağustos günü özellikle çokziyaret edilir. Makam civarında koyun, koç gibi hayvanlar kurban edilir, pilavlar piŞirilir, zikirler yapılır ve her çeŞit hastalığa Şifa bulmak için dualar edilir. Sarı Saltuk makamının yanında bir kabir daha vardır. Kiminie göre bu kabir Sarı Saltuk'a hizmet eden abdalındır, kimine göre ise makama bakan ve hizmet eden Ahmed Baba'nındır. Rumeli'ye Sadi tarikatını yayan ve bu tarikatın Rumeli'de ilk Şeyhi olan Süleyman Efendi Acizi Baba'nın (1537-1652) bir gece rüyasında Sarı Saltuk'u gördüğü ve buralara Islam'ı yaymaya geldiği zaman dinlendiği bu yeri mübarek sayarak bu makamı kurduğu söylenir. Bu yüzden makama Prizren'de hastahane olan Sadi tekkesi sahip çıkmaktadır.

Saltuk makamları

Bugünkü Romanya'nın Dobruca bölgesinde bulunan Babadağ'da gerçek mezarı bulunduğu kabul edilen Sarı Saltuk'un Kosova'da bir çok makamı vardır. Bu makamlar, DragaŞ'a yakın Plava köyünde, Jur köyünde, Vırmiça -DragaŞ kavŞağının sağında, PaŞtrik dağının tepesinde, Yakova Ipek arasındaki Pirlepe köyünde, Begay'da ve Ipek'i PriŞtine'ye götüren yol üzerindeki KöŞk köyünde bulunuyor.

 

Kosova sınırları dıŞında Sarı Saltuk makamları Ohri'deki Sveti (Aziz) Naum'da, Arnavutluk'ta Kruya'da, Bosna-Hersek'te Mostar yakınlarındaki Blagay'da ve Korfu'da bulunur. Kruya'da Saltuk makamlarından baŞka Sarı Saltuk ormanı da vardır. Blagay'daki makamın içinde, onun öğrencisi olduğu söylenen Açık BaŞ'ın kabri de vardır. Makamın yanında bir Kadiri tekkesi de mevcuttur. Tekke XVII. yüzyıl ortalarında Halveti tarikatine geçmiŞ, 1925 yılından sonra yine Kadirî tarikatına bağlı derviŞler tarafından kullanılagelmektedir.

Kosova'da DragaŞ'a yakın Plava Köyü civarında, taŞtan örülmüŞ, kubbesi kaya ile örtülü Sarı Saltuk makamı. TaŞtan örülmüŞ yuvarlak dört sütün üzerinde duran kubbenin altında kabir yok. Sarı Saltuk Baba'nın Türklüğü ve Müslümanlığı yaymak için geldiği zaman burada dinlendiğine inanılıyor.